reklam
reklam
DOLAR43,4032% -0.02
EURO52,1173% 0.01
STERLIN60,1849% -0.11
FRANG56,7585% 0.05
ALTIN7.538,32% 0,10
BITCOIN84.445,71-5.451
reklam

1990-2024 Arasındaki Değişim Dikkati Çekti! Göller Bölgesi Tehlikede

Yayınlanma Tarihi : Google News
1990-2024 Arasındaki Değişim Dikkati Çekti! Göller Bölgesi Tehlikede
reklam

SDÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Çevre Bilimleri Uzmanı Dr. Meltem Kaçıkoç, Türkiye'de son yıllarda artan iklim değişikliği, yükselen sıcaklıklar, düzensiz yağışlar ve özellikle kar örtüsünde kaydedilen belirgin düşüşle birlikte doğal göller üzerinde ciddi baskılar olduğunu belirtti. Ayrıca tarımsal sulama ve yer altı ile yüzey sularının yoğun kullanımı yüzünden göllerin su dengesinin bozulduğunu vurgulayan Dr. Kaçıkoç, “Bu durum özellikle Göller Bölgesi'nde daha belirgin bir şekilde hissediliyor” uyarısında bulundu.

Dr. Kaçıkoç, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan değerlendirmelerde Sapanca, İznik, Eber, Akşehir, Eğirdir, Beyşehir, Burdur, Bafa ve Seyfe göllerinin kuraklık açısından yüksek risk taşıyan göller arasında olduğunu açıkladı. Aynı zamanda Beyşehir, Eğirdir ve Burdur göllerinin, ekosistem üzerindeki önemli rolleri nedeniyle Göller Bölgesi'nin en kritik 3 gölü olarak öne çıktığını ifade etti.

BEYŞEHİR, EĞİRDİR VE BURDUR GÖLLERİ

Beyşehir Gölü, Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü ve aynı zamanda en önemli içme suyu rezervlerinden biri olduğunu belirten Kaçıkoç, “Eğirdir Gölü de ülkemizin ikinci en büyük tatlı su gölüdür ve hem içme suyu sağlama hem de tarımsal sulama açısından stratejik bir öneme sahiptir. Burdur Gölü ise içme suyu kaynağı olarak kullanılmamakla birlikte kapalı havza yapısı ve ekolojik özellikleri nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerinin en net görüldüğü göllerden biridir. Ancak son yıllarda bu üç gölde de belirgin bir su kaybı yaşanmakta; bu durum su güvenliği ve ekosistem sağlığı açısından ciddi riskler yaratmaktadır” dedi.

EN ÇARPICI TABLO BURDUR GÖLÜ'NDE

DSİ'nin uzun yıllara dayanan ölçümlerinin, göllerdeki su kaybının boyutunu gösterdiğini aktaran Dr. Meltem Kaçıkoç, “1990-2024 yılları arasındaki veriler incelendiğinde, üç büyük gölde de belirgin seviye düşüşleri gözlemlenmektedir. Beyşehir Gölü'nde yıllık ortalama su seviyesi 1990 yılında 1128,52 metrekareyken 2024 yılında 1121,97 metreye düşmüş, yani yaklaşık 6,6 metrelik seviye kaybı yaşanmıştır. Eğirdir Gölü'nde ise yıllık ortalama su seviyesi 916,84 metreden 914,50 metreye gerilemekte ve toplamda 2,3 metrelik azalma gerçekleşmektedir. En çarpıcı tablo Burdur Gölü'nde ortaya çıkmaktadır. Burdur Gölü'nün yıllık ortalama su seviyesi 1990 yılında 851,88 metreyken 2024 yılında 837,12 metreye kadar düşmüş, böylece yaklaşık 14,8 metrelik bir kayıp meydana gelmiştir. Bu veriler, göllerin sadece mevsimsel değişikliklere değil, uzun vadeli ve kalıcı su kaybı sürecine girdiğini açıkça göstermektedir” diye belirtti.

MİLYONLARA METREKÜP KAYIP ANLAMINA GELİYOR

Özellikle Eğirdir ve Beyşehir gibi sığ ve geniş yüzey alanları bulunan göllerde birkaç metrelik düşüşün bile milyonlarca metreküp su kaybı anlamına geleceğini belirten Kaçıkoç, “Su hacminin azalması, gölün kendini yenileme kapasitesini düşürmekte, su sıcaklığını artırmakta ve kirleticilerin yoğunluğunu hızla artırmaktadır. Bu durum, alg patlamalarının artmasına, çözünmüş oksijen seviyelerinin düşmesine, ekosistem dengesinin bozulmasına ve hem içme suyu sağlama hem de tarımsal sulama açısından risklerin büyümesine yol açmaktadır” diye ekledi.

Ortaya çıkan tablonun, sorunun yalnızca iklim değişikliği ile açıklanamayacağını vurgulayan Dr. Meltem Kaçıkoç, “Kuraklık önemli bir faktör, ancak plansız su kullanımı, tarımsal sulamada aşırı çekimler, havza ölçeğinde yeterli planlama eksikliği ve yer altı sularının kontrolsüz kullanımı bu durumu hızlandırmaktadır. Eylem planları hazırlama aşamasında yürüttüğümüz modelleme çalışmaları, mevcut eğilimler devam ederse göllerdeki su kaybının artarak süreceğini gösteriyor. Bu da göllerin doğal dengesinin geri dönüşü olmayan şekilde bozulma riski ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.

KURUYAN GÖLLER İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Kuruyan göllerin yalnızca iklim koşullarının değil, mevcut su yönetimi yaklaşımlarının da gözden geçirilmesini gerektiren önemli bir uyarı niteliğinde olduğunu dile getiren Kaçıkoç, şu uyarıda bulundu:

“Yürütülen modelleme çalışmaları, doğru planlama ve kararlı uygulamalarla su kaybının yavaşlatılabileceğini; su seviyesi yönetimi, su çekimlerinin denetlenmesi ve kirlilik yüklerinin azaltılmasıyla göllerin ekolojik direncinin artırılabileceğini göstermektedir. Ancak bunun için kamu kurumları, yerel yönetimler, bilim insanları ve su kullanıcılarının ortak bir hedef doğrultusunda ve aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir. Bugün atılacak her doğru adım, yalnızca gölleri değil, suya bağlı tüm yaşamı ve gelecek kuşakların su güvenliğini de doğrudan etkileyecektir.”

reklam

YORUM YAP