reklam
reklam
DOLAR43,5025% 0.06
EURO51,3587% 0.12
STERLIN59,5274% 0.12
FRANG55,9770% 0.36
ALTIN6.870,86% 5,65
BITCOIN78.283,640.542
reklam

MHP Lideri Bahçeli'den Suriye Mesajı

Yayınlanma Tarihi : Google News
MHP Lideri Bahçeli'den Suriye Mesajı
reklam

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı açıklamada dikkat çeken ifadelere yer verdi:

Suriye’de SDG’nın (Suriye Demokratik Güçleri), ülkenin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde fiilî kontrol alanları oluşturması, yeniden inşa ve istikrar sürecinin önündeki en büyük engellerden biri hâline gelmiştir. Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, parçalı yapıyı sonlandırarak merkezi devlet otoritesini yeniden tesis etmeyi öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Bu bağlamda, 10 Mart 2025 tarihinde SDG ile imzalanan mutabakat, örgütün silahlı varlığının sona erdirilmesi ve devlet kurumlarına entegrasyonu açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Ancak, geçen yaklaşık on ay içinde SDG liderliği, mutabakatın ruhuna ve hükümlerine açık bir şekilde zıt bir tutum sergileyerek özerklik ve federasyon taleplerini gündemde tutmayı sürdürmüş, bu da süreci oyalama çabası olarak algılanmıştır. Bu durum, Şam yönetimi tarafından Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik açık bir tehdit olarak değerlendirilmiştir.

Merkezi hükümetin bu süreçteki tutumunu güçlendiren en önemli etkenlerden biri, Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına verdiği açık ve kararlı destektir. Suriye merkezi hükümetinin, uzlaşılan mutabakat gereği SDG’nin varlığını sonlandırması ve merkezi yönetime entegre olmasına yönelik çağrısına SDG lideri Mazlum Abdi, İsrail’den aldığı destek ve tahrik ile olumlu cevap vermemiştir. Mazlum Abdi, özerklik ve federasyon talebini dile getirerek Şam yönetiminden taviz alma girişiminde bulunmuşsa da Şara yönetimi, ülkede siyasi birlik ve sınır bütünlüğünün sağlanmasında kararlı bir duruş sergilemiştir. Türkiye’nin de her fırsatta Suriye’nin üniter bir yapıya sahip olması gerektiğini vurgulaması, Şara’ya güç vermiş ve SDG tarafının direnişine karşı merkezi hükümeti cesaretlendirmiştir.

SDG’nin 10 Mart mutabakatındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi, hem Ankara hem de Şam tarafından ciddi tepkilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. 2025 yılının son günlerinde başlayan askeri hareketlilik, Halep’te hâlâ silahlı unsurlarını tutan SDG’ye karşı operasyonların başlatılmasıyla yeni bir aşamaya geçmiştir ve Halep, hızla SDG’li terör unsurlarından ve ona destek veren Esad rejimi kalıntılarından temizlenmiştir. Suriye ordusu, Halep’in doğusuna doğru ilerleyerek Fırat Nehri’nin batısındaki SDG işgalindeki Deyr Hafir’den sonra Meskene ve 34 köy ile kasabayı kontrol altına almış, birliklerini Rakka'nın güneybatısında toplamaya başlamıştır. Suriye ordusu, 17 Ocak sabah saatlerinde, Fırat’ın batısındaki bölgeyi askeri kapalı bölge ilan ettiğini duyurmuş ve bölgedeki sivilleri PKK terör milislerinin mevzilerinden ve SDG’nin müttefiki devrik rejim kalıntılarından uzak durmaya çağırmıştır.

Suriye ordusunun SDG/PKK karşısındaki üstünlüğü, Şam yönetiminin ülke genelinde kontrol sağlama iradesini ortaya koymuş, SDG’nin iddia ettiği kadar güçlü ve etkin olmadığını da gözler önüne sermiştir. Öte yandan, SDG’nin kontrolündeki bölgede yaşayan birçok Kürt ve Arap aşiretinin, SDG’nin varlığından rahatsız olduğu ve Şam yönetiminin egemenliğini tercih ettiği anlaşılmıştır. Suriye ordusunun 17 ve 18 Ocak tarihlerinde Rakka’ya doğru ilerlediği süreçte birçok aşiret, Suriye merkezi yönetiminin yanında olduğunu kamuoyuna duyurmuştur. Doğru olan da budur; zira Suriye’de Kürtler başka, SDG başkadır; SDG bir terör örgütüdür ve Suriye Kürtlerini temsil etmemektedir.

Bu gelişmeler, SDG’nin çoğunluğu Araplardan oluşan bir bölgeyi silah zoruyla kontrol edemeyeceğini ve bu durumu sürdürmeye çalışsa da Şam yönetimine karşı çıkan yerel unsurların işbirliği ile fırsat verilmeyeceğini gösterdi. SDG/PKK açısından zamanın lehlerine işlemediği giderek daha belirgin hale gelmektedir. 17 Ocak tarihinde SDG terör örgütü adına Mazlum Abdi’nin “Dost ülkelerin ve arabulucuların çağrıları üzerine; entegrasyon sürecini tamamlama konusundaki iyi niyetimizi göstermek ve 10 Mart anlaşmasının maddelerini uygulamaya olan bağlılığımız gereğince; Fırat'ın doğusuna çekilme kararı aldık” açıklaması, Suriye ordusunun caydırıcılığı çerçevesinde olsa da 10 Mart mutabakatının uygulanması bakımından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Şam yönetimi, sahada doğrudan ve kapsamlı bir askerî çatışmaya girmeden, siyasi meşruiyetini, bölgesel dengeleri ve yerel unsurların memnuniyetsizliğini kullanarak SDG’nin manevra alanını daraltan bir strateji izlemektedir. Bu yaklaşım, merkezi otoritenin yeniden tesisine yönelik kararlılığın sadece söylem düzeyinde kalmadığını, aşamalı ve kontrollü bir planlamayı içerdiğini göstermektedir. SDG’nin özerklik veya federasyon ısrarı, sahadaki sosyolojik gerçeklerle giderek daha fazla çelişmektedir. Kontrol ettiği alanlardaki Arap nüfusun ağırlığı, yerel aşiretlerin SDG yönetimine karşı mesafeli duruşu ve ekonomik yükümlülüklerden kaynaklanan rahatsızlıklar, örgütün toplumsal tabanını zayıflatmaktadır. Bu durum, SDG’nin uzun vadede silahlı zor yoluyla mevcut statükoyu devam ettirmesinin sürdürülebilir olmadığını gösterir.

Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısına ilişkin tutarlı ve net söylemi, sahadaki denklemi doğrudan etkilemektedir. Ankara’nın bu yaklaşımı, hem Şam yönetiminin elini güçlendirmekte hem de SDG’nin dış destek bekleyişlerini sınırlayan bir caydırıcılık sağlamaktadır. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri doğrultusundaki bu duruş, SDG’nin “koruyucu şemsiye” arayışlarını daha da kırılgan hale getirmektedir.

Mevcut bölgesel konjonktür ve sahadaki güç dengeleri ile yaşanan gelişmeler, SDG/PKK’nın iddia ettiği ölçüde güçlü, vazgeçilmez ve alternatifsiz bir aktör olmadığını; aksine merkezi devlet otoritesi, bölgesel aktörlerin tutumu ve yerel sosyolojik dinamikler karşısında giderek sıkıştığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla tek ve makul seçenek, Suriye’nin birlik ve bütünlüğünde karar kılmak ve 10 Mart mutabakatının gereklerini tam manasıyla yerine getirmektir. Çatışmanın kimseye fayda getirmeyeceği ortadadır. Suriye'nin yeniden yapılanmasının anahtarı, Suriye ordusunun tek bir çatı altında bütüncül bir şekilde toplanmasıdır. Suriye ordusunun yeniden yapılanması için çatışma döneminden kalan alışkanlıkların sona ermesi gerekmektedir. YPG/SDG ve altındaki tüm yapılanmalar hızla ve tamamen feshedilmeli, ilgili kurumlara geri dönüşü olmayacak şekilde bağlanmalıdır.

Önümüzdeki süreçte, Suriye sahasında belirleyici olacak unsur, silahlı dayatmalar değil; merkezi otoritenin yeniden inşası ve yerel unsurların bu sürece ne ölçüde entegre edileceğidir. Şara’nın Kürt dili ve kültürüne ilişkin yaptığı açıklama ve imzaladığı 13 sayılı kararname, Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının asli ve ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamış; kültürel ve dilsel kimliklerinin Suriye ulusal kimliğinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu belirtmiştir. Söz konusu kararname, üniter yapı tesis etmeye ve terör örgütlerinin kontrol alanlarını bertaraf etmeye yönelik kararlılığın toplumsal mutabakatla desteklenmek istendiğini göstermektedir. Toplumsal uzlaşma ve birliğin güçlendirilmesine yönelik olumlu bir adım olan bu kararname, SDG’ye yönelik bir taviz değil; tam aksine SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğu yönündeki temelsiz iddiasını zayıflatan bir gelişme olmuştur.

Kürtlere yönelik hükümler içeren kararname, “Suriye Vatandaşlığı” kavramını güçlendirmeyi, daha geniş kitleler tarafından benimsenmesini sağlamayı ve etnik temelde ayrılıkçılığı teşvik eden görüşleri zayıflatmayı sağlamak açısından önemli etkiler doğuracaktır. Bu kararname, Suriye’de yaşayan Türkmen gibi diğer etnik grupların aleyhine bir durumu ifade etmemekte; bir yeni Suriye Cumhuriyeti Anayasası hazırlanırken Türkmenler gibi asli unsurların kültürel haklarının önemini ortaya koymaktadır. Bu hakların belli bir gruba yönelik imtiyaz olarak değerlendirilmesi, milli birlik ve beraberliği riske atabilir; bu hususta dikkatli olunmalıdır. Bu doğrultuda, vatandaşlık hakkını elde edememiş ve kimliksiz kalmış Kürtler ile Kürt dili konusundaki düzenlemelerin, ülke genelinde diğer gruplar için de benzer şekilde yapılması, Suriye genelinde demokratik ve kapsayıcı bir kültürel ve siyasal atmosfer oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.

Bunun yanında, 10 Mart mutabakatının bir an önce tüm maddeleri ile uygulanması için adımlar atılmaya devam edilmelidir. SDG'nin Fırat'ın batısından çekilmiş olması önemlidir ve Suriye hükümeti, kısa sürede bu bölgelerde istikrarı sağlayıp yaşamı normalleştirecektir. Ancak Fırat'ın batısıyla sınırlı kalınmamalı; Irak’taki gibi bir federasyon peşinde koşma hayalinden vazgeçilmelidir. Suriye, Fırat'ın batısı ve doğusu gibi yapay, coğrafi veya etnik bölünmelerle parçalanmamalıdır. Suriye Hükümeti, tüm Suriye genelinde egemen olmalı, her yere hizmet götürmeli ve doğal kaynakları kontrol ederek istikrarı sağlamalıdır. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasal birliği çerçevesine aykırı herhangi bir model yerine, Suriye’nin ortaklıklara vurgu yapan demokratik, kapsayıcı ve uzlaştırıcı bir Cumhuriyet olarak inşa edilmesi sağlanmalıdır.

Şara’nın Suriyeli Kürtlerle terör örgütü SDG’yi ayıran, Kürt kökenli Suriye vatandaşlarına yönelik kapsayıcı ve bütünleştirici bir yaklaşım sergileyen bir kararname yayımlaması bu anlamda önemli ve takdir edilmesi gereken bir adımdır. Ardından kamuoyuna yaptığı açıklama, Suriye’nin birliği ve bütünlüğü konusundaki kararlılığın samimi bir ifadesi olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yeni Suriye’de kapsayıcı, kucaklayıcı, uzlaşmacı bir anlayışla, tüm etnik ve dini unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan “Suriye vatandaşlığında” bütünleştirici, demokratik, istikrarlı ve temsil adaletine dayalı hak ve hürriyetlerin korunmasını temel alan bir Anayasa yapılmasını önermiştik. Peşinen belirtmeliyim ki, 16 Ocak 2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanının yayımladığı 2026/13 sayılı Kararname, düşündüğümüz ve önerdiğimiz içerikle örtüşmektedir.

Kararname çıkar çıkmaz, akademik ve ahlaki tutarlılıktan yoksun bir güruh, medya ve sosyal medya aracılığıyla bu gelişmeyi kötü gösterme yarışına girmiştir. Soruyorum; Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının asli bir parçası olarak kabul edilmesi, kültürel ve dilsel kimliklerinin Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olmasının, devletin, kültürel ve dilsel çeşitliliği korumasının, Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını yaşatma ve dillerini geliştirme hakkının güvence altına alınmasının, Kürtçenin, ulusal bir dil olarak tanınarak, Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde devlet ve özel okullarda seçmeli ders olarak öğretilmesine izin verilmesinin, ayrıca 21 Mart’ın “Nevruz Bayramı” olarak resmî tatil ilan edilmesinin Suriye ve bölge için ne gibi sakıncası olacaktır?

Bize göre, mezkûr kararname; isabetli, anlamlı ve Suriye’de birlik ve bütünlüğü tahkim etme yönünde doğru zamanda atılmış önemli bir adımdır. Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerdeki okullarda Kürtçeyi seçmeli ders olarak öğretebilme hakkı tanınması, “resmi dil” ile dil özgürlüğünün birbirinden ayrılmasını gerektirmektedir. Her bireyin ana dili, ana sütü gibi bir haktır. Ancak kamusal ve siyasal alanda herkesin anlayacağı ortak bir dilde konuşulması, farklı kimliklerin ve toplumsal eşitliğin inşası açısından gereklidir. Sosyolojik ve kültürel bir tanımlama olarak ifade edilen ulusal dil ile resmi dilin ayrılması, bilimin ve aklın gereğidir.

Suriye’nin etnik ve dinî yapısı oldukça çeşitlidir ve bu çeşitlilik, ülkenin karmaşık sosyal, siyasî ve kültürel yapısını şekillendiren önemli bir unsurdur. Suriye’nin mevcut etnik ve dinî yapısı, ülkenin geçmişte olduğu gibi gelecekte de siyasî, sosyal ve kültürel şartlarının oluşmasında önemli bir rol oynayacaktır. Farklılıkları canlı tutacak bir sistemin hazırlanmadığı hâlde, Suriye’nin kaotik geçmişinden kurtulması zordur. Bu nedenle, Suriye’nin yeniden inşa sürecine ilişkin olarak, Suriye’de etnik, dini ve benzeri farklılıkları kucaklayan, birleştirici hukuki ve toplumsal düzen inşası ve ardından ekonomik olarak daha güçlü bir Suriye öngörmektedir; böyle bir Suriye’nin bölgenin huzur ve barışı için de kaçınılmaz olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, Suriye’nin üniter bir yapıyı esas alarak, toprakları ve nüfusu ile bölünmez bir bütün olarak kurgulanması, milli birliğin tesis edilmesi ve temin edilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır.

Bu çerçevede en kritik konu yeni Anayasa yapılmasıdır. Anayasanın Suriye’de yaşayan etnik ve dinî her kesimi kucaklayan, eşitlikçi, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan, serbest seçimi, hür teşebbüsü, din ve vicdan özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan bir nitelik taşıması, Suriye’nin birliği ve istikrarı açısından vazgeçilmezdir.

Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi, federasyon, konfederasyon ve özerklik gibi eski çatışma hatlarını yeniden canlandırabilecek tartışmaların gündeme getirilmemesi gerekmektedir. Suriye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin eşit hak, özgürlük ve yükümlülüklere sahip olacağı, etnik ya da dinî farklılıkların devlet açısından bir öneme sahip olmayacağı ve en önemli ortak paydanın “Suriye Vatandaşlığı” olacağı konusunda tüm sosyal kesimlerin temin edilmesi önemlidir. Devletin tek bir resmi dilinin olması ve Arapçanın resmî dil olarak belirlenmesi, bunun yanı sıra Kürtçe gibi dillere de eğitim sisteminde seçmeli ders olarak yer verilmesi, anadilinden bağımsız olarak herkesin Arapça yetkinlik kazanmasını sağlamak gerekmektedir. Başkanlık sistemi temelinde bir hükümet yapısı inşa edilmeli; yönetimde istikrar ilkesinden taviz verilmemeli, çok partili hayatla toplumun her kesiminin parlamentoda temsil edilmesini sağlayacak katılımcı bir seçim sistemi hayata geçirilmelidir. Suriye, uzun yıllar devam eden Baas rejiminin negatif etkilerinden kurtulmuş ve yeni yönetimi ile onlara inanan Suriyelilerle istikrara, birlik ve bütünlüğe doğru adım adım ilerlemektedir. Türkiye’nin huzuru ve güvenliği Suriye’nin istikrarı ve güvenliği ile yakından ilişkilidir. Bizce; yaşanan gelişmeler ışığında Suriye’nin barış, huzur, birlik ve bütünlüğü ile Suriyelilerin refahı, temel hak ve özgürlükleri bağlamında hızla mesafe alınabilmesi için aşağıdaki yol haritasının izlenmesi uygun olacaktır:

  1. 10 Mart 2025 mutabakatının tüm maddeleriyle hayata geçirilmesi, SDG ve türev yapıların tamamen feshedilmesi ve Suriye devlet kurumlarına eksiksiz bir şekilde entegre edilmesi.
  2. Federasyon, özerklik ve bölünme tartışmalarının gündemden kaldırılması; Suriye’nin toprak bütünlüğünün kalıcı güvencesinin sağlanması; merkezi devlet otoritesinin ülke genelinde tesis edilmesi.
  3. Suriye hükümetinin, Fırat’ın batısı ve doğu ayrımı olmaksızın tüm ülke sathında egemenlik sağlaması; yapay coğrafi, etnik veya siyasi bölünmelere izin verilmemesi ve üniter devlet yapısının korunması.
  4. Yeni ve kapsayıcı bir Suriye Anayasa’sının hazırlanması; tüm etnik ve dini kesimlerin, eşitlikçi, demokratik ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir çözümle kapsanması.
  5. Kürtlerle SDG'nin net bir şekilde ayrıştırılması; SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğuna dair algının kırılması.
  6. Kürtçenin seçmeli ders olarak eğitim sistemine dâhil edilmesi; Türkmenler başta olmak üzere tüm asli unsurların kültürel haklarının göz önünde bulundurulması.
  7. “Suriye vatandaşlığı” kavramının güçlendirilmesi; etnik ve dini aidiyetler yerine vatandaşlık bağının temel ortak payda hâline getirilmesi; tek resmi dil ilkesinin korunması ve toplumsal uzlaşma ile milli birliğin güçlendirilmesi.
  8. Başkanlık sistemi temelinde yönetimde istikrarın sağlanması; yürütme kapasitesi güçlü, istikrarlı bir hükümetin oluşturulması; kuvvetler ayrılığı ilkesinin tesis edilmesi; demokratik, temsile dayalı siyasi sistemin kurulması; serbest ve adil seçimler, çok partili hayat ve temsil adaletinin sağlanması; temel hakların güvence altında tutulması; din ve vicdan özgürlüğü, hür teşebbüs, insan hakları ve özgürlüklerin korunması.
  9. Ekonomik ve siyasi olarak güçlü, birleşik bir Suriye’nin, bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri haline gelmesi.
reklam

YORUM YAP