

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
Suriye Cumhurbaşkanı Sn. Ahmed Şara tarafından yakın zamanda yayınlanan kararname, Suriye’deki Kürt vatandaşlarımızın haklarının güvence altına alınması açısından büyük bir öneme sahiptir. Esad rejimi tarafından uzun yıllar boyunca temel haklarından mahrum bırakılmış Kürt kardeşlerimizin hukuki temele dayanan kazanımları sevindiricidir.
Cumhurbaşkanı Şara’nın yayımladığı kararnamenin (Madde 1) içeriği, “Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının vazgeçilmez ve ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir ve kültürel ile dilsel kimlikleri, çeşitlilik gösteren ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.” ifadesi, Suriyeli Kürt vatandaşlarımıza yönelik Baas rejimi dönemindeki tüm red ve inkar politikalarının sona erdiğinin açık bir kanıtıdır.
Bu hamle, Suriye'deki tüm etnik ve mezhepsel gruplara aynı şekilde yaklaşım gösterileceğinin bir göstergesidir.
Ayrıca, Cumhurbaşkanımızın başbakanlık dönemi boyunca, Esad rejiminin henüz insanlık suçlarına başlamadığı zamanlarda, Suriye’deki Kürt vatandaşlarımızın haklarını ısrarla gündeme getirdiğini hatırlatmak isteriz.
Suriye Yönetimi, devrim sonrasında bir dizi zorlukla karşı karşıya kalmıştır. Bu zorlukların başında terör örgütlerinin istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri bulunmaktadır. DEAŞ terör örgütüyle mücadelenin sürekli olarak sürdürülmesi bir gerçeklik ve zorunluluktur. Buna ek olarak, SDG terör örgütünün eylemleri ve “talimatıyla hareket ettiği grupların siyasi hedefleri,” hem Suriye hem de Türkiye için bir tehdit oluşturmaktadır.
SDG’nin “devlet içinde devlet ve ordu içinde ordu” gibi bir yapı oluşturma çabası, kötü niyetli gruplar tarafından kendisine verilen bir görevdir. Ancak bu, Suriye gerçekleri ve “tek Suriye ve tek ordu” ilkesine aykırıdır. Daha önce de defalarca ifade ettiğimiz gibi, “devlet içinde devlet ve ordu içinde ordu” varlığı, bir ülkeye huzursuzluk ve iç savaş getirir. Terör örgütlerinin “paralel devletçik” ve “paralel ordu” oluşturma çabaları, kötü niyetli grupların bir aracı hâline geldiğinin delilidir. Bu durumdan Kürt, Arap ve Türkmen toplumları fayda göremez; çıkar elde edecek olanlar ise açıktır.
“Terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” hedefleri birbiriyle iç içe geçmiş süreçlerdir ve ayrıştırılamaz. SDG, 10 Mart Mutabakatı’na uymayarak Suriye’deki Kürt kardeşlerimizi ve bütün Suriye halkını hedef alan kötü niyetli projelerin bir aracı hâline gelmiştir. Bu da “terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge” hedefine karşı bir sabotaj girişimidir.
SDG/PKK’nın “terörsüz bölge” hedefine karşı düzenlediği suikast girişimi ve “terörsüz Türkiye” hedefini engellemeye yönelik çabalar, Suriye yönetiminin terörle mücadele operasyonları sayesinde bertaraf edilmiştir. SDG’nin “terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge” ilkemizi hedef alan “darbe girişimi” durdurulmuş, bu “darbe mekanizması” işlevsiz kalmıştır.



