

İŞİ SICAK TUTUYORUZ
“(İran-ABD gerginliğinin başlamasından sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmeleri) Öncelikle Amerika ve İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun için ABD Başkanı Donald Trump ile bir görüşme gerçekleştirdim ve hemen ertesi gün İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya geldim. Ayrıca İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile İstanbul'da Bakanım ile birlikte üçlü bir görüşme gerçekleştirdik. İşi sıcak tutuyoruz. İran'a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu net bir şekilde ortaya koyduk ve bunu muhataplarımıza ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Askeri gerilim bu kadar artmışken müzakere masasının bir şekilde kurulmasının önemi büyüktür. Umarız sorunlar diyalog yoluyla çözülür ve bölgemizde yeni bir çatışma baş göstermez.
ATEŞ ÇEMBERİNDEN SIYRILMANIN VAKTİ ÇOKTAN GELMİŞTİR
(Körfez ülkelerinin İran’a yaklaşımları biraz daha Amerikan yanlısı gibiydi daha önceki yıllarda. Şimdi Türkiye’nin politikalarına yakın gibi duruyorlar) Her şeyden önce biz bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz. Suudi Arabistan da bu bölgedeki çatışmalardan etkileniyor. Onlar da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hâkim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Herkes biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek huzur, barış ve istikrar hepimize kazandırır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hâkim olduğu bir coğrafyada herkes kesinlikle kaybeder. Bu nedenle hepimizin barışın tarafında yer alması en akılcı seçenektir. Bölge ülkeleri, son yıllarda yaşanan çatışmalı süreçlerden bunu net bir şekilde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini düşünüyorum. Artık, etrafımızı saran ateş çemberinden sıyrılmanın, yanan ateşleri söndürmenin vakti çoktan gelmiştir. Sağduyu burada ortak paydadır. Bu meseleyi sadece askeri pencereden değerlendirmek, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur.
(Türkiye, Gazze barış planının uygulanmasında nasıl bir rol üstlenecek) Türkiye, Gazze barış planının düzgün bir şekilde işletilmesi ve Gazze’de huzurun, istikrarın yeniden tesis edilmesi için etkin bir rol üstlenecektir. Biz, Gazze’de Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri onurlu bir geleceğe ve kalıcı bir barışa ulaşmasını istiyoruz. Barışı, kağıt üzerinde değil, saha da tesis etmekten yanayız. Gazze’de yaşanan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara ve açlığın silah olarak kullanılmasına karşı olmak için Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, öncelikle insanlığın temel değerlerini korumaktır. Ateşkes, insani yardım ve sivillerin korunması için atılacak adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye bunları sağlamak için büyük bir çaba göstermektedir.
(Gazze meselesinde çözüm için arayışlarda Mısır’ın yaklaşımları Türkiye’nin görüşleriyle örtüşüyor mu?) Mısır, Gazze’deki zulmün etkilerini en yakından hisseden ülkelerden biridir. Mısır’ın, Gazze ve Filistin meselesinin daha derinleşmesini istemediğini gördük ve bunu biliyoruz. Bölgenin yeni bir yangını kaldıracak durumu kalmamıştır. Bunu Mısır yönetimi de çok iyi bilmektedir. İsrail’in yıllardır bölgede yarattığı sistematik istikrarsızlık, Mısır’ı da süreç içinde yıpratmıştır. Bu çatışmaların sona ermesini, Filistin’in huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istemektedir. Mısır’ın kritik bir konumu vardır. Hem coğrafi hem de tarihi sorumluluğu bakımından Gazze’nin kaderinde önemli bir aktördür. Bu nedenlerle Gazze’de ve tüm Filistin’de istikrarın sağlanması, Mısır’ın da yararınadır. Gazze’ye Refah’tan insani yardımların girişi ve organizasyonu için gösterdikleri gayret takdire şayandır.
YANLIŞ HESAP HEM ŞAM’DAN HEM ANKARA’DAN DÖNMÜŞTÜR
(Suriye’deki son gelişmeler, Türkiye’deki ‘Terörsüz Türkiye’ projesinde yeni bir ivme yaratabilir mi? Bu çerçevede Meclis’e bir çağrınız olur mu?) Suriye’nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun sağlanması, bizim doğrudan ilgimizi çekmektedir. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi en büyük arzumuzdur. “SDG” olarak bilinen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye’deki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse çatışmaları körüklemeyi, gerilimi arttırmayı ve zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne kadar hem Şam’dan hem de Ankara’dan dönmüştür. Kuşkusuz bu dönecektir. Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü ve huzurlu bir Suriye’den yanayız. Suriye’nin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı, bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir araç olarak kullananlarla sorunumuz bulunmaktadır. Suriye’nin kuzeyindeki sorunun çözülmesiyle “Terörsüz Türkiye” sürecinin yükü de hafiflemiş olacaktır. Meclis’teki komisyon, ortak raporunu tamamlamak üzeredir. Temennimiz, rapora uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır.
DEPREM TURİSTLERİ HAREKETLENMİŞ
“(6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı ve muhalefetin eleştirileri) Anlaşılan asrın felaketinin yıldönümü yaklaşırken, deprem turistleri yeniden hareketlenmiş bulunuyor. Gittikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmek ise en büyük maharetleri. Alemi kör, milleti sersem sanan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hala açıktaydı. Onlara göre, deprem bölgesindeki insanlarımız evlerine kavuşmamıştı. Onlara göre, deprem bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanmaktaydı. Neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasi tehlikeyi gördü ve onları kenarda tuttu. Muhalefet ilk günden itibaren 'yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında kalır' diyerek yaşanan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde deprem gibi büyük bir felaket yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara ve türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler, 11 ili dört başı mamur bir şekilde yeniden inşa eden bir iktidara eleştiride bulunabiliyor.
455 BİN KONUT KÜÇÜK BİR ÜLKE KURMAK DEMEK
“455 bin konut demek, sıradan bir şey değil, küçük bir ülke kurmak demektir. Bunu dünyada bizim dışımızda bu kadar kısa süre içinde başarabilecek ikinci bir devlet yoktur. Bizim gerçekleştirdiklerimiz gün gibi ortadadır. Bunca yıl, eser ve hizmet ürettik ve onlarla konuştuk. Muhalefetten farkımız budur. Yıllardır milletimize, ülkemizdeki muhalefet sorununu anlatamıyoruz. Alışkınız bunlara. Çünkü gerçeği göremez, hakikati söyleyemez, doğruyu duyamazlar. İnşallah Osmaniye’de bir kez daha milletimizle kucaklaşacak, onlara verdiğimiz sözleri tutmuş olmanın rahatlığıyla hasbihal edeceğiz.”



