

Sadece Mustafa Kutlu
6 Mart doğumlu usta yazarın yeni yaşını özel bir dosyayla kutlayan dergi; sadece hikâyeciliğini değil; aynı zamanda ressam, senarist, editör, ansiklopedi yazarı Mustafa Kutlu'nun fedakârlıklarla örülü şahsiyetini de mercek altına alıyor.
İbrahim Kalın, Kutlu'yu “mütevekkil bir devrimci ve dilini evi yapan bir sanatkâr” olarak tanımlarken, onun hikâyelerinde aslında bizim büyük hikâyemizi anlattığını vurguluyor. Kemal Sayar, usta yazarı, genç istidatları yüreklendiren “bir cevher avcısı” olarak niteliyor ve eserlerindeki dürüst ve İslâm kalma çabasına dikkat çekiyor. Sibel Eraslan, Kutlu'nun etrafındaki genç yetenekleri sabırla dokuyan bir “kelebek yetiştiricisi” olduğunu belirterek, hikâyelerindeki toplumsal dokuyu ve resimlerindeki sessiz iyiliği irdeliyor. İbrahim Tenekeci, Mustafa Kutlu adının, edebiyat tarihine “adanmışlığın hizası” olarak yazıldığını ifade ederken onun usta editörlüğünün ötesindeki merhametini, adaletini ve bir yol ustası olarak gençlerin hayatına dokunuşunu bizzat şahitlikleriyle anlatıyor.

Ömer Lekesiz, Kutlu'nun Sır hikâyesini inceliyor: Kanaat, fitne, emanet ve siyaset gibi kavramların metindeki izini sürüyor ve okura bir “Sır Sözlüğü” sunuyor. Güray Süngü, Kutlu edebiyatını modern dünyanın hız tutkusuna karşı “bir yavaşlama teklifi” olarak görüyor. Mustafa Akar, Kutlu'nun okuru bir dinleyiciye dönüştüren mesafesiz anlatımına dikkat çekerek, onun trajediden kaçan ve mutlak iyinin tarafını tutan yerli duruşunu çözümlüyor. Mukadder Gemici, Kutlu'nun Türk edebiyatında Sabahattin Ali ve Sait Faik'in yanına eklenen üçüncü bir ana damar olduğunu savunuyor ve Dergâh dergisindeki ödünsüz editörlüğünün bir kuşağı nasıl titizlikle yetiştirdiğini anlatıyor.
Erol Göka, Kutlu'nun Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş eserini kapitalizmin kuşatmasına karşı “bir hicret risalesi” olarak nitelerken; yazarın kanaat ekonomisi teklifinin, ruhsal ve toplumsal savrulmalardan kurtuluş için en arı duru yol olduğunu belirtiyor. Mehmet Dinç, Kutlu hikâyelerini, narrative terapi perspektifiyle ele alarak bu anlatıların, modern bireyin parçalanmış benliğine nasıl bir içsel terapi alanı açtığını ve insanı hikâyesiyle iyileştirdiğini vurguluyor. Dursun Çiçek; Kutlu'nun hikâyelerini birer fotoğraf albümü olarak tanımlarken özellikle Yokuşa Akan Sular eseri üzerinden topraktan kopan insanın ve yokuşa akıtılan suların yarattığı yabancılaşmayı fotoğrafik bir dille çözümlüyor.
Ahmet Edip Başaran, Kutlu'nun Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş eserini, modernitenin sınır ihlallerine karşı Hududullah kavramını merkeze alan, insanı fıtratına ve toprağa çağıran “bir hayat risalesi” olarak tanımlıyor. Yağız Gönüler; Kutlu'nun Sır eseri üzerinden, tasavvufun değişmeyen hakikatine karşılık değişen insanın portresini çizerken; maziyle hesaplaşmanın ve kalabalıklar içindeki yalnızlığın hikmetli duraklarına işaret ediyor.
Kâmil Yeşil, Kutlu'nun hikâyelerindeki sahiciliğin temelinde ressam bakışının yattığını belirterek, yazarın kelimelerle yaptığı betimlemelerin sinematografik birer tablo niteliği taşıdığına dikkat çekiyor. Muhsin Macit, Kutlu'nun hikâyeciliğini “hareket” ve “hayal” kavramları ekseninde değerlendirirken, son eseri Ezanı Beklerken üzerinden yazarın okuru davet ettiği muhabbet halkasını ve düşünsel nostaljinin izlerini sürüyor. Mustafa Özel; Tirende Bir Keman üzerinden Kutlu'nun müzik dünyasını çözümlerken yazarın, müziği, bir milletin ruhu ve kalbi olarak görüşünü, şarkıların ve türkülerin hikâye dokusuna nasıl bir estetik omurga kazandırdığını vurguluyor. Mahmut Bıyıklı, İstanbul'un harabeye dönmüş tekkeleri üzerinden bir medeniyetin izini süren Kutlu'nun, televizyon ekranlarından tuttuğu “irfan nöbetini” anlatıyor.
Arif Ay, Mustafa Kutlu ile elli yıla yayılan hukukunu mektuplardan çay sohbetlerine, eleştirilerden içten övgülere uzanan bir dostluğun ve bir edebiyat neslinin haysiyetli hikâyesini dört farklı kesitle paylaşıyor. Hasan Öztürk, Kutlu'nun bir sanat eserinin piyasa şartlarına kurban edilmesine karşı çekilen o asil restin hikâyesine yakından bir bakış sunuyor. Mehmet Şeker, Kutlu ile Dergâh bürosunda kilitli kaldıkları o geceden bir dostluk nişanesi olan karaağaç tablosuna uzanan hatıraları anlatırken Kutlu'nun kalemindeki sadeliğin hayatındaki tevazuuyla nasıl bütünleştiğine şahitlik ediyor. Hakkı Yanık, Dergâh çatısı altında Kutlu ile geçen mesai yıllarını ve usta yazarın daktilo tuşlarını aşındıran titizliğinden Sultanahmet gölgesindeki cuma sohbetlerine kadar, bir ömre bedel ağabeylik hikâyesini paylaşıyor. Hüsrev Hatemi, Hareket grubunun bir parçası olarak Mustafa Kutlu ile elli yılı aşan dostluğunu anlatırken, usta yazarın 1960'lı yıllardan bugüne hiç değişmeyen o nezih üslubunun ve entelektüel cesaretinin altını çiziyor.
Bu özel sayı, Safiye Önal'ın Mustafa Kutlu ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşiyle taçlanıyor. Ayrıca usta çizer Hasan Aycın çizgisiyle; Özlem Akgül, Kutup Dalgakıran ve H. Salih Zengin ise Mustafa Kutlu fotoğraflarıyla bu sayıya katkı sunan diğer isimler oluyor.
Sabah.com.tr Uygulamızı İndirin
Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!




