reklam
reklam
DOLAR44,6304% 0.11
EURO52,5769% 0.46
STERLIN60,2952% 0.18
FRANG56,5729% 0.29
ALTIN6.812,73% -0,26
BITCOIN71.472,65-1.958
reklam

Netanyahu neden saldırıyor? AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik CNN Türk’e cevapladı

Yayınlanma Tarihi : Google News
Netanyahu neden saldırıyor? AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik CNN Türk’e cevapladı
reklam

Netanyahu’nun saldırılarındaki amacı 5 başlıkta sıralayan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, amaçlardan birinin İran ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmek olduğunu ifade etti.

İşte Ömer Çelik ‘in açıklamalarından satırbaşları:

Soykırım vakasının başındaki Netanyahu’nun ve onun bakanı Katz’ın açıklamalarını yan yana getirdiğimizde, verilen mesajlarda iç içe geçmiş yaklaşık 5 katman görüyorum.

Birincisi, tabii ki Pakistan’da kritik barış görüşmeleri devam ediyor. Bu kritik barış görüşmeleri sürerken, Netanyahu’nun bütün gayretinin bu süreci sabote etmek olduğu çok net ve açıktır. Bu sebeple Cumhurbaşkanımıza hassas bir şekilde saldırırken Hamas’tan ve İhvan-ı Müslimin’den bahsediyor. Burada Batılıların zihnine bir gönderme yaparak, daha önce dile getirdiği “İsrail olarak Orta Doğu’da Batılı değerlerin kalesiyiz” söylemini yeniden gündeme taşımaya, bir kışkırtma ve manipülasyon zemini oluşturmaya çalışıyor. Yani birinci katman Pakistan’daki barış görüşmelerini sabote etmek. İkincisi ise bunun için Batı’daki bazı hassasiyetleri kaşımaya çalışmak.

Üçüncüsü, biliyorsunuz bu yapı bu işe girerken çeşitli analizler ortaya çıktı. Aslında kendilerine göre şöyle bir plan yapmışlar: Bu planda bir şekilde bu katliamları gerçekleştirecekler, ardından rejim çökecek ve oradaki Kürt kardeşlerimizi ya da Belucistan tarafındaki kardeşlerimizi ayaklandırarak kendi planlarını hayata geçirmeye çalışacaklar. Ancak görüldü ki hem Kürt kardeşlerimiz, Irak’taki ve İran’daki Kürtler, hem de diğer etnik ve mezhebi gruplar bu haksız ve hukuksuz saldırganlık karşısında son derece basiretli davrandılar. Bunun yarattığı hırçınlıkla Netanyahu, o tweetine Türkiye’de Kürtlerin katledildiği yönünde bir yalan ve son derece çirkin bir ifade ekledi. Buradaki asıl amacı; Irak ve İran’daki Kürt kardeşlerimizi kendi planının parçası haline getirememesinin getirdiği hayal kırıklığı ve hırçınlıktır.

Bir diğer konu ise Türkiye’nin bölgedeki tüm etnik ve mezhebi yapılara, bu siyonist ve emperyalist planların parçası olmamaları yönündeki hassasiyetidir. Bu hassasiyetin sahada karşılık bulması ve bu planların bozulması da ayrı bir hırçınlık yaratmıştır. Bu nedenle, Türkiye’nin bölgesel faaliyetlerini hedef alarak, kendisinin başka unsurlarla savaştığını ve Türkiye’nin de bunlara destek verdiğini ima etmeye çalışmıştır.

Ancak bu iç içe geçmiş katmanlar içerisinde dikkat çeken bir başka ifade daha var. O da şu: “İran’dan Türkiye’ye füze gönderilirken Türkiye sessiz kalıyordu” iddiası. Buradan da anlıyoruz ki, daha önce de tespit ettiğimiz üzere, İran ile Türkiye’yi ve genel olarak bölge ülkeleriyle İran’ı karşı karşıya getirmeye yönelik bir planı takip ettiklerini ve bunu hayata geçirmeye çalıştıklarını görüyoruz.

Aslında Netanyahu’nun ve Katz’ın ifadeleri, bu beş katmanlı yaklaşımın adeta bir itirafından başka bir şey değildir.

Dolayısıyla bugün herkesin gözü önünde Gazze’den başlayıp Lübnan’a, oradan Batı Şeria’ya, oradan Suriye’ye, oradan İran’a yapılanlara ve İsrail’in bütün bunlarda başrol oynamasına baktığımızda, İsrail’in karşısında insani değerleri ve temel hukuk değerlerini savunan bir insanlık ittifakı var. Bu insanlık ittifakının en güçlü sözcüsü, en güçlü lideri, Cumhurbaşkanımızdır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımıza saldırmaları, bir bakıma bu bahsettiğim insanlık ittifakının, bu katliam ve soykırım şebekesinin planlarını bozmasından duyulan rahatsızlıktır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızı hedef alarak aslında kendilerinin karşısındaki bu insanlık ittifakını hedef almaya çalışıyorlar.

Ama kullandığı kavramlar, ortaya koyduğu yaklaşımlar, elindeki sosyal medya imkanları ne olursa olsun, propaganda imkanları ne olursa olsun artık son kullanma tarihi geçmiş. Bu yalanlarla örtemeyeceği soykırımı artık daha fazla gizleyemeyeceği bir tablonun yeni bir şekilde ortaya çıktığını gösteriyor. Tüm bunlara bakıldığında, Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu iradenin kendilerinde yarattığı rahatsızlığı bu şekilde haksız, hukuksuz ve hırçın bir şekilde ortaya koymaya çalışıyor.

“NETANYAHU’NUN SİYONİST PLANI BOZULDU”

Diğer mesaj da şu tabii: Biliyorsunuz bunların bakanı Türk siyasetindeki bazı isimleri etiketledi. Aklınca bu konu üzerinden Türk siyaseti içindeki tartışmalarda bir bölünme yaratmaya çalışacağını düşünüyordu. Fakat ben dün akşam da ifade ettim. Cumhurbaşkanımız devletimizin başıdır, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmektedir.

Siyaseten Cumhurbaşkanımızdan yana olsun ya da karşı olsun, kim olursa olsun Türk siyasetinde bu katliam şebekesi karşısında tek vücut olarak Türkiye’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başını savunacağından hiçbir kuşkum yoktur, dedim. Hiç kimse bu Siyonist şebekenin yanında durmaz, dedim. O etiketlediği isimlerden de bu Siyonist şebekeye karşı, o şebekenin yapmaya çalıştıklarına karşı, Türkiye’yi hedef almasına ve Cumhurbaşkanımızı hedef almasına karşı mesajlar geldi. Böylece Netanyahu’nun ve Katz’ın mesajlarıyla hedeflenmek istenen bütün katmanlar çökmüş oldu.

Türkiye’de en ufak bir açıklamaya bir dakika sonra cevap veriyorlar. Demek ki bütün kabine oturmuş, bu soykırım şebekesinin mensupları Türkiye’den ne mesaj verildiğini takip ediyorlar. Bunun da çok açık bir sebebi var. İnsanlık değerleri adına bir kaledir Türkiye. İnsanlık değerleri adına en sağlam odaktır Türkiye. Dolayısıyla sadece burada siyasetçilerin yaptığı değil; sanatçı arkadaşlarımızın yaptığı, sivil toplum örgütlerinin yaptığı bütün faaliyetleri çok yakından takip ediyorlar. Gazze için yapılan yürüyüşler yakın takiplerinde ve bununla ilgili sürekli hedef alan mesajlar ortaya koyuyorlar.

Sanatçılarımızın, kanaat önderlerimizin, akademisyenlerimizin Gazze’deki bu soykırımla başlayan ve şu anda bütün dünyayı kaosa iten bu soykırım ve katliam şebekesinin faaliyetlerini eleştiren, yargılayan ve mahkûm eden iradesi karşısında ciddi bir sarsıntı yaşıyorlar. Bu küresel bir bitiş mücadelesidir. Bizim esas derdimiz insanlık değerlerinin ve insanlık ittifakının ayakta durmasıdır. Bu yapılanlar insanlık adına kabul edilemez.

Daha ilk günden itibaren bir takım teolojik ve jeopolitik yaklaşımlarla “David Koridoru” gibi projeleri gündeme getirerek başka amaçları olduğunu bu şebeke açıkça ortaya koydu. Sadece Gazze meselesi olarak düşünenler de bugün yanıldıklarını görüyor. Bakın, çok yakın zamanda göreceksiniz; dünyada daha çok lider Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadelerini daha güçlü şekilde kullanmaya başlayacak. Görülmüştür ki insanlık tehdit edilmektedir. İnsanlık haysiyeti bu tehdide gereken cevabı verecektir. Türkiye bu cevabı verenlerin başındadır.

“EN DOĞRU ŞEY MÜZAKERELERİ SÜRDÜRMEYE DEVAM ETMEKTİR”

Tabii bu anlaşmalarda iniş çıkışlar olur, kopmalar olur, tekrar bir köprü kurulmaya çalışılır. Önemli olan müzakere masasıdır. Yani realist olmak lazım; iyimserlik ya da kötümserlik değil, realist olmak lazım. Bu süreçte Amerika’nın ve İsrail’in başlattığı saldırıların çok ağır sonuçları olmuştur. Burada mağdur taraf İran’dır. Siviller ölmüştür, devlet yetkilileri hedef alınmıştır. Bütün bu tablo içerisinde bir günde 21 saat oturduk, 10 saat oturduk diye bütün sorunların çözüleceğini düşünmemek gerekir. İnişler çıkışlar olacaktır, kopmalar ve tekrar buluşmalar olacaktır. Günün sonunda İsrail’in bu görüşmeleri sabote etmek için elinden geleni ardına koymayacağına hiçbir kuşku yoktur. Bu nedenle sürecin dikkatle izlenmesi gerekir. Dolayısıyla bugün insanlık adına, bölge barışı adına, küresel barış adına yapılacak en doğru şey müzakereleri sürdürmeye devam etmektir.

reklam

YORUM YAP