Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), grip vakalarının Avrupa genelinde %17 seviyelerinde seyrettiğini ve influenza sezonunun ocak ayında zirve yapabileceğini bildirmiştir. Grip bu yıl daha erken ortaya çıkmakta ve daha şiddetli bir seyir izlemektedir. Ayrıca iyileşme süresinin de uzadığını belirten DSÖ, bu durumu 'uzamış grip' olarak tanımlamaktadır.
Uzmanından Uyarılar
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vefa Öztürk, “Kış mevsimiyle birlikte influenza vakalarında belirgin bir artış görüldü. Bu yıl vakalar geçmiş yıllara göre daha yoğun” diyerek uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Öztürk, Türkiye'deinfluenza salgınının birkaç hafta önce başladığını ifade ederek, “Yapılan testler, vakaların büyük çoğunluğunun influenza kaynaklı olduğunu göstermektedir. Avrupa ülkelerinde influenza vakaları zirveye ulaşmış durumda ve Türkiye'nin de benzer bir seyir izlemesi beklenmektedir.” dedi.

Risk Grubundakiler Dikkat!
Uzm. Dr. Öztürk, hastalığın genellikle burun akıntısı ile başladığını, buna ateş ve halsizlik ile günlük yaşamı zorlaştıran yoğun yorgunluğun eklendiğini belirtti. Belirtileri şu şekilde sıraladı: “Süreç ilerledikçe geniz akıntısı, boğaz ağrısı ve burun tıkanıklığı gibi şikayetler de ortaya çıkabilir. Bu süreçte risk grubundaki kişilerin daha dikkatli olması gerekmektedir. Özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerle temastan kaçınılmalı.”

3 Haftadan Fazla Sürüyor
Başlangıçta görülen belirtilerin birçok kişi tarafından klasik bir soğuk algınlığı ile karıştırılabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Öztürk, “Bu yılki influenza vakalarında en belirgin fark hastalığın süresinin uzun olması. Şikayetler, birkaç gün içinde geçmek yerine haftalarca sürebiliyor. Hastalar uzun süre halsiz ve bitkin hissediyor, iyileşme süreci önceki yıllara göre daha geç tamamlanıyor. Normalde bir hafta içinde iyileşen grip, bu kadar uzun sürdüğünde 'uzamış grip' olarak tanımlanıyor. Uzayan hastalık süreci yalnızca kişiyi halsiz bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda sinüzit, bronşit ve zatürre gibi ciddi komplikasyonlara da yol açabiliyor. Bu nedenle belirtiler uzun sürüyorsa hastaların süreci ciddiye alması ve dikkatli olması gerekir.” dedi.

Beslenme ve Uyku Düzenine Dikkat Edin
Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için Uzm. Dr. Öztürk, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
Günlük beslenmede üç öğün ihmal edilmemeli ve tek bir besin grubuna ağırlık vermek yerine et, sebze, meyve gibi farklı besin gruplarının dengeli bir şekilde tüketilmesi gerekir.
Yeterli ve kaliteli uyku, bağışıklık sistemi için büyük önem taşır; mümkün olduğunca erken saatlerde ve uygun sürelerde uyumak önemlidir.
Bol su tüketimi, hastalık öncesinde ve hastalık sırasında bağışıklığı destekler ve özellikle burun ve geniz akıntısı gibi şikayetlerin hafiflemesine yardımcı olur.
Vitamin ve mineral eksikliklerinin kan tahlilleriyle tespit edilmesi önemlidir; herhangi bir eksiklik olmadan ezbere vitamin kullanımı fayda sağlamaz.
İyileşmenin Anahtarı: Dinlenmek
ATEŞ üç günden fazla sürerse, vücutta renkli balgam oluşursa veya nefes darlığı gibi ciddi solunum belirtileri gözlemlenirse mutlaka doktora başvurulması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Öztürk, “İyileşmenin anahtarı, hastanın dinlenmeye ve kendine iyi bakmaya özen göstermesidir. Bu nedenle tedavi sürecinde evde uygun bakım ve istirahat büyük önem taşır. Dinlenmek ve yeterli uyku almak, vücudun enfeksiyonla mücadelesini kolaylaştıran en önemli faktörlerden biridir. Bu önlemlerin birlikte uygulanması, hastalığın ilerlemesini engellediği gibi virüsün başkalarına bulaşmasını da önler.” dedi.
Sarılmayın ve Tokalaşmayın
Kalabalık ortamlarda bulunacak kişiler için çeşitli önlemler almanın önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Öztürk, dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:
Sosyal mesafeyi korumak öncelikli yöntemlerden biridir.
Kapalı, kalabalık alanlarda maske kullanılması gerekmektedir.
Ellerin sık sık yıkanması, virüsün bulaşmasını önler ve hijyen açısından kritik bir önlemdir.
Dışarıdan eve gelindiğinde hijyene özel önem verilmelidir; olası virüslerin eve taşınmasını engellemek için hijyen kurallarına uymak büyük önem taşır.
Kış aylarında yakın temaslar, özellikle tokalaşma ve öpüşme gibi temaslar minimuma indirilmelidir. Bu sayede hem kendi sağlığımızı hem de çevremizdeki kişilerin sağlığını koruyabiliriz.
