

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 yıllık bir aradan sonra Etiyopya'ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Başkent Addis Ababa'da Başbakan Abiy Ahmed Ali ile bir araya gelen Erdoğan, yurda dönüş yolculuğunda, Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Hande Fırat'ın da olduğu gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, gerçekleştirdiği ziyareti şöyle değerlendirdi:
Değerli basın mensupları, kıymetli arkadaşlar; Etiyopya Başbakanı Sayın Abiy Ahmed'in daveti üzerine Addis Ababa'ya yaptığımız günü birlik ziyareti tamamlamış bulunuyoruz. Afrika'nın önde gelen ülkelerinden biri olan Etiyopya'yı 11 yıl aradan sonra ziyaret etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Başbakan’a ve Etiyopya makamlarına sıcak karşılamaları ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum. Görüşmelerimizde ticaret, yatırımlar, savunma sanayii, enerji, ulaşım ve birçok konuyu değerlendirdik. 1 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefimize ulaşmak için gereken adımları ele aldık. Türk yatırımlarının artırılması için fırsatları konuştuk. Enerji ve ekonomi alanında belgelere imza attık. Bilindiği üzere Etiyopya, Afrika'daki uçuşlar için önemli bir bağlantı merkezi. Bu nedenle büyük bir havalimanı projesini ilerletiyorlar. Türkiye olarak firmalarımızın bu projeye katkı sağlayabileceklerini düşünüyoruz. Etiyopya, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan stratejik öneme sahip bir bölgenin en büyük ülkesi. 130 milyonluk nüfusu ve köklü devlet geleneği ile büyük bir potansiyele sahiptir.
Birleşmiş Milletler kuruluşlarına ev sahipliği yapan Addis Ababa, Afrika'nın diplomasi başkenti olarak tanımlanıyor. 1926 yılında açılan Sahra Altı Afrika'daki en eski büyükelçiliğimiz, Cumhuriyetimizin geçmişinde bu önemli şehri, Afrika kıtasıyla ilişkilerimizin kalbi haline getirmiştir. Ziyaretin öncesinde Afrika Birliği Zirvesi gibi önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptılar. Önümüzdeki yıl, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı yine burada yapılacak. Kasım ayında gerçekleştireceğimiz konferansa dair tecrübelerimizi Etiyopyalı kardeşlerimizle paylaşacağız. Afrika’daki potansiyeli değerlendirmek istiyorsak, bu kesinlikle Etiyopya'dan geçmektedir. Daha önceki Ankara Süreci'nden hatırlayacağınız gibi, Etiyopya ile ortak çalışmalar yapma alışkanlığımız var. 2024 yılında kabul edilen Ankara Bildirisi ile de Etiyopya ve Somali arasında güveni pekiştirdik. Birlikte güzel işler yapacağız, inşallah.
“Afrika Kıtasına Yönelik Ortaklık Politikasının Bir Tezahürü”
Kıymetli arkadaşlar, Addis Ababa ziyaretimizi aynı zamanda Afrika kıtasına yönelik ortaklık politikamızın bir tezahürü olarak görüyoruz. Bu yaklaşımımızı Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmut Ali Yusuf ile de paylaştık. Kendisiyle kıtaya ilişkin konuları, önümüzdeki dönemde düzenleyeceğimiz 4. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'ni konuştuk. Ramazan ayının hemen arifesinde Kral Necaşi'nin memleketini ziyaret etmek de ayrıca anlamlıydı. Bu vesileyle Etiyopyalı Müslüman kardeşlerimize tebriklerimizi bizzat iletmekten ayrıca mutlu oldum. Etiyopya ziyaretimizin hayırlı sonuçlar doğuracağına inanıyor, bu temasların tüm bölgenin barış ve istikrarına katkıda bulunmasını temenni ediyorum.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sorulara şu şekilde yanıt verdi:
Türkiye'nin Orta Doğu'daki gibi Afrika'da da çeşitli ülkelerin barış ve bütünlüğü için hem masa hem de sahada mücadele verdiği görülüyor. Türkiye, Afrika'da bunu tesis edecek güce muktedir mi? Bu süreçte Türkiye'yi destekleyen başka ülkeler var mı?
“Sözümüz de Sesimiz de Artık Çok Daha Güçlü”
Milletçe tarihin hiçbir döneminde sömürgeci olmadık. Afrika’daki insanları kardeşimiz, dostumuz olarak gördük. Bugün kıtada gözlerin ülkemize dönmesinin temeli işte bu temiz sicilimizdir. Karşılıklı saygı ve eşit ortaklık, Afrika politikamızın temelidir. Biz, Afrika'daki meselelere çıkar odaklı ve taraflı bir gözle bakmadık. Ülkemize yönelik bu bakış açısı insani diplomasimizin, barış diplomasisi adımlarımızın başarısında da etkili. Barış, lafla değil, iradeyle tesis edilmelidir. Türkiye, bu barışı tesis etmeye muktedirdir, bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. Yalnız da değiliz. Sözlerimiz de sesimiz de artık çok daha güçlü.
Afrika uzun yıllar ihmal edildi. Sizin döneminizde Afrika'ya elçilikler açıldı, ciddi yatırımlar oldu. Bu Afrika politikasındaki hedefiniz nedir?
“Yatırımlarımızın Piyasa Değeri 15 Milyar Doları Aştı”
Afrika ile ilişkilerimizi geliştirmek, ticaret ve yatırımlar başta olmak üzere her alanda iş birliğimizi ileri taşımak için çaba gösteriyoruz. Kıta üzerindeki büyükelçilik sayımızı 44'e yükselttik. İktidara geldiğimizde bu sayı 12 idi. Ankara'da 38 Afrika ülkesinin büyükelçiliği aktif durumda. Türk yükleniciler, Afrika'da toplam değeri 100 milyar doları bulan 2 binden fazla projeyi üstlenmiş durumda. Kıta genelindeki yatırımlarımızın piyasa değeri 15 milyar doları aştı. 2025 yılında kıtayla dış ticaret hacmimiz yüzde 10 artışla 35 milyar dolara yaklaşacak. Türk üniversitelerinde kıtanın farklı köşelerinden on binlerce öğrenci eğitim almakta. Türkiye mezunları, Afrika'nın birçok ülkesinde siyasetten iş dünyasına kadar her alanda aktif görevler üstleniyor.
“SDG” denilen yapı ile Suriye yönetimi arasında varılan uzlaşma “Terörsüz Türkiye” sürecinde önemli bir gelişme sağlandığını gösteriyor. Komisyon süreci tamamlandı. Artık yasal düzenlemelerin ve uygulamaların yapılması gerekiyor. Sürecin hızlanmasını bekleyebilir miyiz? Türkiye ne görecek bundan sonra?
“Tam Entegrasyona Dair Adımları Anbean Takip Ediyoruz”
“Terörsüz Türkiye” hedefimize doğru dikkatli olduğu kadar kararlı adımlarla ilerliyoruz. Hayırlı bir işe koyulduk ve bunu başaracağız. Ülkemizdeki güçlü irade Suriye’ye de şu anda yansımaktadır. Orada terörsüz bölge idealimizi destekleyen sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Tam entegrasyona dair adımları sıkı bir biçimde takip ediyoruz. Anlaşmanın uygulanması için gerekli telkinlerde bulunuyoruz. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, emin adımlarla Suriye'de ilerliyor. Terörle mücadelenin sadece güvenlik meselesi olmadığını sık sık ifade ettim. Meselenin hukuki ve toplumsal boyutlarını da sürekli ele alıyoruz. Şu anda gerek Meclis Başkanımız gerekse komisyondaki arkadaşlarımız bu işi sıkı tutuyor. Sabırla ve kararlılıkla ilerliyoruz. Bu yolun sonunda, terör sorunu Türkiye gündeminden ebediyen çıkacaktır.
İran konusunda Türkiye’nin arabuluculuk çabalarından haberdarız. Yoğun temaslarınız var. Cenevre'deki görüşmeleri takip ettiniz mi? Sizce İran meselesi savaşa mı, barışa mı daha yakın?
“Askeri Müdahaleye Karşı Olduğumuzu Muhataplarımıza İlettik”
İran ile ABD arasındaki sorunların diyalog yoluyla çözüme kavuşmasını istiyoruz. Her iki ülke ile en üst düzeyde temas halindeyiz. Daha önce İran Cumhurbaşkanı ile görüştüm, sonraki gün ABD Başkanı Trump ile bir araya geldim. Bu görüşmelerde nasıl bir yol alabileceğimizi konuştuk. Biz, çatışmaları körükleyen değil, köprü kuran bir ülkeyiz. İran'a yönelik yeni bir savaşın kimseye faydası yoktur. Biz, barışın tarafında olarak meseleye yaklaşıyoruz ve askeri müdahaleye karşı olduğumuzu muhataplarımıza ilettik. Diplomasi kapısı açık olduğu sürece umut vardır. Biz de bu umudu koruyacağız ve güçlendireceğiz.
Sayın Cumhurbaşkanım, Gazze ile ilgili bir sorum var. Kurulan Barış Kurulu ilk toplantısını 19 Şubat'ta yapmayı planlıyordu. Türkiye'ye bir davet geldi mi? Türkiye katılacak mı?
“Filistinli Kardeşlerimizin Yaşadıkları Acılar Artık Son Bulmalıdır”
Gazze Barış Kurulu'nun Gazze'de kalıcı istikrar, ateşkes ve barışa katkı sağlamak için umudumuz var. Gazze meselesi insanlığın vicdan sınavıdır. Biz bu sınavda nerede olduğumuzu ilk günden beri duyurduk. Gazze'deki Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı acılar artık son bulmalıdır. Burada maksadımız; ateşkesi kalıcı hale getirmek, insani yardımları Gazze’ye ulaştırmak ve iki devletli çözüm zeminini güçlendirmektir. Gazze Barış Kurulu'nun bu hedeflere hizmet etmesini arzu ediyoruz. Türkiye olarak Gazzeli kardeşlerimizin faydasına olan her türlü girişimi destekleyeceğiz. Barış Kurulu toplantısı için Türkiye’ye davet geldi, katılım sağlayacağız. Ramazan ayının ilk günleriyle çakıştığı için toplantıya Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan Bey katılacaktır.
Türkiye F-16’larının Baltık hava sahasını korumak üzere göreve çağrıldığı bildirildi. NATO'nun dev tatbikatında Türkiye öne çıktı. Bu tatbikatta Bayraktar TB3, TGC Anadolu’dan kalkarak hedeflerini isabetle vurdu. 2000 askerimiz sahada görev aldı. Türkiye’nin bu varlığı, Avrupa'nın güvenliğinde Türkiye'nin gücü ve iradesi olmadan güvenliğin sağlanması mümkün müdür?
“Türkiye’siz Oluşturulmasının Yetersiz Bir Çaba Olacağı Aşikardır”
Yıllardır ülkemizin Avrupa Birliği'ne birçok yönden olumlu katkılar sağladığını ifade ediyoruz. Avrupa'nın mevcut savunma ve güvenlik mekanizmalarına Türkiye'nin dahil edilmesi gerektiği aşikardır. Dünya değişiyor, Avrupa Birliği hızla dönüşümlere uğrarken, neden dar bloklar içinde kalmaya devam etsin? Bu durum çok mantıksız. İyi bir seçim, Türkiye'nin Avrupa ile entegrasyonunun önündeki ideolojik engelleri kaldırmak ve Avrupa'nın gücüne güç katmaktır. Türkiye’yi dışlayan yaklaşımların mantıklı olmadığı artık kabul edilmelidir. Eğer yeni bir savunma mimarisi oluşturulması hedefleniyorsa, Türkiye olmadan bu çabaların yetersiz kalacağı açıktır. Türk ordusu, NATO içindeki en büyük ve en etkin ordulardan biridir. Ordumuza olan güvenimiz tamdır. Bu sayede sadece masa başında değil, sahada da yeteneklerimizi gösteren bir ülke konumundayız. Türkiye'nin varlığının Avrupa'nın güvenlik denklemi üzerinde inkar edilemeyecek bir etkisi olduğuna artık herkesin inanması gerekmektedir.
Eskişehir Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş'e yönelik nefret söylemi, toplum değerlerinin Anayasal güvence altına alınması gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu noktada hazırlıklar hakkında bir takvim var mı?
“Anayasa Konusunda Hazırlıklarımızı Titizlikle Yapıyoruz”
Zeynep kardeşimizin verdiği mücadele sıradan bir mücadelenin ötesinde. Onun beyaz yaşmaklarıyla eleştirilen konular geçmişte olduğu gibi geçerli değil. Zeynep hanım ve çevresindeki topluluk, bize güç kattı. Anayasa konusunda henüz bir takvim belirlenmemiştir. Ancak titiz hazırlıklarımız devam etmektedir.
CHP'nin bugüne dek şantaj ve hakaretle siyaset yaptığını birçok kez gördük. Şimdi ise CHP Genel Başkanının kendi partisinin belediye başkanına da hakaret etmesi dikkat çekiyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
“CHP'ye de Meydanı Bırakmayacağız”
Bunların dostluklarına bu kadar güvenilir. Eğer CHP'de bir politikacıysanız, Genel Merkez yönetimini eleştirdiğinizde küfür yemeye, linç edilmeye maruz kalıyorsunuz. Böyle olursa, gereğini yapmak gerek. Biz geri adım atmayacağız, dik duracağız. Ama CHP'ye meydanı bırakmayacağız.
Son olarak, iktidarda olduğunuz 24 yılda üç CHP Genel Başkanı ile karşılaştınız. Son günlerde Özgür Özel'e karşı tavrınızda bir değişiklik görülüyor. Bu ne anlama geliyor?
CHP, çok farklı bir kıskacın içerisinde. Yolsuzluk ve rüşvet çeteleri bir yanda, liyakatsiz siyasetin figüranları öbür tarafta, CHP’yi kuşatmış durumda. Biz rakibimizi eleştiririz. Kendi tezlerimizi en makul şekilde savunur ve ortaya koyarız. Ancak CHP’nin şu anda içinde bulunduğu durum karmaşık bir meseledir. Ayak oyunları, parti içi komplolar, CHP'nin siyasetteki konumunu etkiliyor. Bu durum sadece vizyonsuzlukla açıklanamaz. Şu anki durum gerçekten kötü. Genel Başkan sürekli şahsıma ve arkadaşlarıma hakaretler ediyor. Bu hakaretlerle bir yere varmak mümkün değil. O yüzden CHP'nin yaşadığı durumu izlemiyoruz. Sadece işimize odaklanıyoruz.



