reklam
reklam
DOLAR43,4932% 0.11
EURO52,2738% -0.04
STERLIN60,0434% -0.04
FRANG56,8910% 0.18
ALTIN7.515,69% -0,20
BITCOIN84.415,40-5.406
reklam

Emine Erdoğan, Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumunda konuştu

Yayınlanma Tarihi : Google News
Emine Erdoğan, Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumunda konuştu
reklam

Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'nde gerçekleşen “Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu”na iştirak etti.

Program çerçevesinde sergilenen “Kadın Eliyle Taşa İşlenen Şifa-Darüşşifaların Banileri ve Çiçeklerin Dili” sergisini gezen Emine Erdoğan, eserler hakkında bilgi edindi.

Emine Erdoğan, konuşmasına, ufuk açıcı bu sempozyumu düzenleyen Sağlık Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kuruluna ve organizasyonda emeği geçen tüm kişilere teşekkür ederek başladı.

Programda ele alınacak her düşünce ve konu başlığının, insan odaklı bir sağlıklı yaşam anlayışına ve “Sağlıklı Türkiye Yüzyılı” vizyonuna büyük katkılar sağlayacağına inandığını belirten Emine Erdoğan, programın, bilimin hızla ilerleyişiyle insanlığın biriktirdiği hikmet mirası arasında yeni bağlantılar kurulması için bir zemin oluşturacağını ifade etti.

Bu fırsatla, hekimlerden hemşirelere, ebelerden ambulans şoförlerine kadar sağlık sektörünün tüm mensuplarına minnettarlığını sunan Emine Erdoğan, şu sözleri dile getirdi:

“Onlar, büyük bir özveriyle çoğu zaman kendi hayatlarını geride bırakarak en zor anlarımızda yanımızda oluyorlar. Gösterdikleri fedakarlık her türlü takdirin üzerindedir. Bu toprakların hekimleri, tarih boyunca insanlığın tıbbi birikimine büyük katkılarda bulunmuşlardır. Sadece hastalıklara tedavi yazmakla kalmamış, insan ve hayatın değerini anlayan bir şifa anlayışının reçetesini de insanlığa sunmuşlardır. Tıp ilmini yalnızca teknik bir alan olarak değil, bir sanat, irfan ve ahlak meselesi olarak görmüşlerdir. Yaralara merhem hazırladıkları kadar, ortaya koydukları hekimlik anlayışıyla ruhun yaralarına da merhem olmuşlardır. Sağlıklı olmanın durumunu sadece organların sağlık durumu ile sınırlamamış, onu insanın varoluşunun tümünde aramışlardır. Beden ve ruhun uyumunu insanın ölçüsü olarak kabul etmişlerdir. Hastalığa değil, şifaya odaklanmışlardır. Bu anlayış, darüşşifalarda ete kemiğe büründü ve kurumsallaştı. Darüşşifalar, medeniyetimizin şefkat geleneğinin anıtlarıdır ve günümüzde önemli referans kaynakları sunmaktadır.”

“MÜZİKLE, KOKUYLA, SUYLA VE MANEVİYATLA TERAPİ GİBİ YÖNTEMLER, KİŞİYE ÖZEL ŞİFA TERKİPLERİNE DAHİL EDİLİYOR”

Anadolu coğrafyasındaki Selçuklu'dan Osmanlı'ya uzanan büyük mirasta, tedavinin sanatla ve maneviyatla nasıl iç içe olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Estetikle insanların iç dünyasına açılan kapıları oluşturan mimarların, duvarları, sütunları motiflerle süsleyen zanaatkarların ve ruhu etkileyen müzisyenlerin, şifanın ayrılmaz bir parçası olduğunu görürüz. Bu, nazik ve estetik bir dünya. Orada hastaya tedavi olarak müzik reçete ediliyor. Hekimler, duyguların, insan nabzına olan etkilerini gözlemleyerek, nabız hareketlerine göre hastalara farklı melodiler dinletiyor. Hastane bahçelerinde beyaz, pembe ve mavi çiçekler yetiştirilerek, hastalara çiçek manzaraları sunuluyor. Ruhsal rahatsızlığı olanlara günde iki defa gül suyu sıkılıyor, Kur'an okunuyor ve kuş sesleri dinletiliyor. Huzur sağlamak amacıyla avlulara su havuzları ve şadırvanlar inşa ediliyor. Kısaca, müzikle, kokuyla, suyla ve maneviyatla terapi gibi yöntemler, kişiye özel şifa terkiplerine dâhil ediliyor. Fiziksel ortam tamamen bir sağlık atmosferine dönüşüyor.”

Emine Erdoğan, bu büyük şifa medeniyetinin kavramsal temelini İbn-i Sina'nın, “Tedavinin en iyi yollarından biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmesi için cesaret vermek, hastanın çevresini sevgi dolu bir hale getirmek, ona en güzel müziği dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.” sözleriyle özetlediğini aktardı.

Bu sözlerin, medeniyetin şifayı yalnızca bedende değil, akılda, ruhda ve yaşamda arayan hekimlik anlayışının özeti olduğunu ifade eden Emine Erdoğan, şunları ekledi:

“Ancak bugün insanlık yeni bir eşiğin önünde duruyor. Teknolojik ilerlemeler ve dijital dönüşüm, yaşamın her alanını köklü bir şekilde değiştiriyor. Artık sosyal ilişkilere, çalışma biçimlerine, düşünce yapılarımıza kadar her katman tekrar şekilleniyor. Ne yazık ki, modern dünyada insan hikayeleri, sayılar ve istatistikler arasında kayboluyor. Anlam dünyamız daralıyor. Tıp ilminin de küresel ölçekte mekanikleşip standartlara hapsolduğuna, insanların 'tamir edilen' bedenden ibaret kaldığına tanık oluyoruz. Semptomlar ve tahliller dikkatle inceleniyor ama bunların ardındaki insan hikayeleri gözden kaçıyor. Materyalist bir bakış açısı tedaviyi performansa indirgerken umudu, teselliyi, kaderi, duayı ve inancın iyileştirici gücünü dışlıyor.”

“HEKİMLİK, HİKMET KOZASINDAN DOĞMUŞ BİR BİLGELİK MESLEĞİDİR”

Emine Erdoğan, bu tabloyla başta hekimlerin rahatsızlık duyduğunu belirterek, hekimliğin hikmetten doğan bir bilgelik mesleği olduğunu ifade etti.

Emine Erdoğan, “Bu yüzden hekim ve hastanın buluşma yerinin sadece muayene odası olmadığını unutmamalıyız. Asıl olarak hekim ve hasta, mana ikliminde buluşur. Hastalar, hayatın en kırılgan anlarında hekimin rehberliği, sevgisi, şefkati ve empatisi sayesinde hayata tutunur. Dolayısıyla teknolojinin sunduğu imkânları, insani bir dokunuşla genişletecek her yaklaşım, hem tıbbın hem de insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir.” diye konuştu.

Alman bir matematikçinin “Bir matematikçi, şair ruhlu olmadıkça tam bir matematikçi olamaz” sözüne atıfta bulunan Emine Erdoğan, bu ifadenin önemli bir gerçeği ortaya koyduğunu vurguladı.

Emine Erdoğan, bilim ve sanatın birbirine rakip değil, aynı kalbin iki yarısı olduğunu belirterek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Tarih boyunca insanlık, büyük sıçramalarını aklı estetikle, bilgiyi hikmetle ve tekniği anlamla birleştirebildiği ölçüde gerçekleştirmiştir. Birçok bilim insanı, kainatın, yaşamın ve yaratılışın gerçeğine ulaşabilmek için sanatla iç içe olmuştur. Örnek vermek gerekirse, İbn-i Sina'yı büyük hekim yapan, felsefe ve astronomi gibi alanlarda da derin izler bırakacak kadar çok yönlü olmasındandır. Ancak modern dünyada bilginin parçalara bölündüğünü ve bütünlüğün zayıfladığını görüyoruz. Mikro uzmanlıklar, büyük resmi tamamlamayı imkansız bir yapboza dönüştürüyor. Pozitif bilimlerle sanat arasında derin uçurumlar açılmış durumda. Bu uçurumu kapatmanın tek yolu, disiplinler arası çalışmalara ağırlık vermektir.”

Konunun uzmanlarının, tıp eğitiminde insani bilimlerin yer almasının önemine dikkat çektiğini aktaran Emine Erdoğan, “Çünkü insanın laboratuvar ortamında tahlil edilemeyecek yönlerini anlayabilmek, yalnızca çok yönlü bir kavrayışla mümkün olacaktır. Tıp ilminin, insani bilimlerden, sanattan, edebiyattan ve felsefeden beslendikçe yalnızca hastalıkları değil, insanı bir bütün olarak iyileştiren özünü koruyacağına inanıyorum.” dedi.

Salonda bulunan bilim insanları, akademisyenler ve sanatçıların yeni bir yol haritası çizeceklerini belirten Emine Erdoğan, kendilerinin değerli fikirleriyle sempozyumun tüm insanlığa şifa getirecek yeni bir yolculuğun başlangıcı olmasını umduğunu ifade etti.

Programda Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanvekili İskender Pala ile medya kuruluşu temsilcileri de yer aldı. Prof. Dr. Hanefi Özbek, Prof. Dr. Volkan Gidiş ve Öğretim Görevlisi Şaban Gölge tarafından müzik dinletisi gerçekleştirildi.

Sempozyum ile ilgili bir videonun gösterildiği program, aile fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi.

reklam

YORUM YAP