

İstanbul'daki barajların doluluk oranlarının yüzde 40 seviyelerinde olduğunu belirten uzman Albay, “Şu an barajların yaklaşık yüzde 60'ı boş durumda. Ocak ayı itibarıyla en az yüzde 60 doluluk seviyesini görmemiz gerekiyordu; yüzde 70-75 hatta 80'ler bizim için ideal rakamlardır.” şeklinde konuştu.
Albay, aralık, ocak ve şubat dönemlerinde yeterli kar ve yağış olmadığını, özellikle Marmara Bölgesi'nde beklenen kar yağışının yerine ulaşamadığını vurguladı.
Mayıs-haziran dönemine girildiğinde doluluk oranının kritik bir eşik olduğunu belirten Albay, “Haziran ayına en az yüzde 70'in üzerinde girmeliyiz. Bu seviyeyi yakalayamazsak, geçmişte sonbaharda beklediğimiz su sıkıntılarını artık ağustosta yaşamamız muhtemel. İstanbul'da günlük su tüketimi 3 milyon metreküpün üzerinde. Yaz aylarında hem tüketim artıyor hem de buharlaşma büyük oranlara ulaşıyor.” diye ekledi.
“Barajlarda Depoladığınız Suyun Önemli Bir Kısmı Atmosfere Dönüyor”
Artan sıcaklıklarla birlikte buharlaşmanın su bütçesi üzerindeki etkisinin arttığını belirten Albay, şunları söyledi:
“20-30 yıl önce buharlaşmayı bu kadar kritik bir parametre olarak görmüyorduk. Artık barajlarda depoladığımız suyun önemli bir kısmı atmosfere karışıyor. Yüksek miktarda su, buharlaşarak atmosfere salınıyor. Bu nedenle, hazirana mümkünse yüzde 80 seviyelerinde girmek çok daha güvenli olacaktır. Ne kadar yüksek oranla girersek, kasım ayına kadar o kadar rahat edebiliriz. Ancak bir yılın iyi geçmesi, gelecek yılın garantisi değildir.” 
“Kuraklığın 2 Yıl Devam Etmesi Halinde Melen'in Debisi de Düşebilir”
İstanbul'un önemli su kaynaklarından Melen Çayı'nın sisteme önemli katkılar sağladığını, ancak bunun tek başına yeterli olmayacağını ifade eden Albay, “Kuraklığın 2 yıl sürmesi halinde Melen'in debisi de azalabilir. Kaynak zayıflarsa barajları beslemek mümkün olmaz. İstanbul'un mevcut nüfus artışı, su bütçesi açısından önemli bir risk teşkil ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Marmara Bölgesi'nin Türkiye su varlığının yaklaşık yüzde 4'üne sahip olduğunu, ancak nüfusun yaklaşık yüzde 29'unun burada yaşadığını kaydeden Albay, sanayi ve nüfus yoğunluğunun su kaynaklarına göre yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Mobilizasyon ve İznik'te Kritik Durum
Albay, kuraklık ve aşırı tüketim presiónları nedeniyle sonbaharda Sapanca Gölü'nde su seviyesinin 28,3 metre kotuna kadar düştüğünü ve son yağışlara rağmen seviyenin sadece 28,8 metre kotuna ulaştığını belirtti. Gölün ekosistem açısından alarm verici bir duruma ulaştığını ifade etti.
İçme suyu kaynağı olarak kullanılan göldeki her birkaç santimetrelik düşüşün milyonlarca metreküp kaybı temsil ettiğini vurgulayan Albay, “Sapanca, hem Sakarya hem Kocaeli için stratejik bir öneme sahiptir. Ancak göl üzerindeki içme suyu ve sanayi baskısı devam ederse bu durum daha da kötüleşecektir.” şeklinde konuştu.
Albay, Marmara'daki diğer havzalarda da endişe verici durumların yaşandığını, İznik Gölü'ndeki yüzlerce metreyi bulan çekilmelerin bu durumu pekiştirdiğini belirterek, göl suyunun sanayi amaçlı kullanımının ekosistem üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti.
Su krizine karşı gri su kullanımının artırılması ve su verimliliği konusunda bilinçlenmenin önemli olduğuna dikkat çeken Albay, barajların dolu olsa bile suyun dikkatli kullanılması gerektiğini sözlerine ekledi.



