reklam
reklam
DOLAR43,4321% 0.07
EURO51,9121% 0.06
STERLIN59,9225% -0.02
FRANG56,4793% 0.06
ALTIN7.265,67% -3,17
BITCOIN84.706,16-5.257
reklam

Onlar bize dik durmayı öğretti

Yayınlanma Tarihi : Google News

SABAH ailesinin önemli isimleri birer birer ebediyete uğurlandı. Gazetenin güçlü kalemleri Hıncal Uluç, Şaban Arslan, Engin Ardıç ve Mehmet Barlas, ardında iz bırakan bir miras bırakarak hayata veda etti. Ömürleri boyunca hakikati savunurken kalemlerinden taviz vermediler; kimi zaman övgüleriyle kimi zaman da sert eleştirileriyle dik duruşun simgesi oldular. Onların ardından eleştiriler sahipsiz, kelimeler yarım kaldı. SABAH'ın müstesna isimlerini, en yakın dostları anlattı.

İSA TATLICAN
ENGİN AĞABEYİ TANIMAK BİR AYRICALIKTI

Bazı insanlar hayatında çok tartışma yaratır ama öldükten sonra yeri bir türlü doldurulamaz. Engin Ardıç da o insanlardan biriydi. Şimdi her gün Sabah Gazetesi'nin sayfalarını çevirirken o eksikliği hissediyoruz.

Engin ağabey gazeteye fazla uğramaz, gündemi evinden takip ederdi. Yazıları ile ilgili sürekli telefonda konuşuyorduk. Her seferinde 'yakında görüşürüz İsa' derdi; o 'yakın' bir türlü gelmezdi. Artık tanışma zamanı gelmişti. 2014 seçimleri öncesinde kapısını çaldım. Engin ağabey ile seçim gündemini konuştuk. Röportaj çok beğenildi ve “Engin Ardıç ile seçim sohbeti” yıllarca sürdü.

Engin Ağabey'i uzaktan görenler keskin ve sert bir yazar olduğunu düşünür. Ben kendisini tanıyınca, o sivriliğin ardında, insanları önemseyen, dostluğa değer veren bir yüreğin yattığını gördüm.

Engin Ardıç'ın yazılarında öfke, zeka ve inceliği bir arada görebilirdiniz. Cümlelerinin arasında hem bir edebiyatçı, hem bir sokak delikanlısı hem de bir tarih bilgesi dolaşırdı. Türk basınında bir 'tarz' oluşturdu. Kopyası olmayan bir yazardı.

“İzm”leri bir tabu olarak değil, tartışılması gereken bir fikir sistemi olarak görüyordu. Herkesin sessiz kaldığı bir dönemde o konuşmayı ve yazmayı tercih etti. Kemalizm adı altında yapılan sahte ilericiliğe ve halktan kopuk kibirli tavra karşı tepkiliydi. Halka tepeden bakan ve eğitilecek kitle olarak gören aydın tipine karşıydı. Bu duruş onu hem sevilir hem de eleştirilir kıldı.

2023 yılının Mayıs ayıydı. Beni aradı ve “İsa biraz rahatsızım, birkaç gün yazamayacağım” dedi. Sesinde biraz yorgunluk ve kaygı vardı. O an içimden “birkaç gün dinlensin geçer” dedim. Çünkü onun yaşam enerjisine güvenimiz tamdı. Kısa bir süre sonra vefat haberini aldık. Bir anda yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu hissettik.

Onun kalemi sustu ama bıraktığı iz, cümlelerinin arasında yaşamaya devam ediyor. Seni tanımak bir ayrıcalıktı. Her zaman hatırlayacağız.

Rahmetle anıyoruz.

FİKRET ESER
BİR GAZETECİLİK EFSANESİNE SELAM

Telefondaki sesi kulağımda yankılanıyor:

Efendim, hayatım…

N harfinin üstünde tonlu bir vurgu, sonra i'yi biraz uzatması…

Nasılsın abi,

“İyidir, hayatım…”

Abi, birinci yazınızdaki ara başlıktan sonraki paragrafta üçüncü cümle var ya… Hani “şey” diye başlayan… Ya da yıldızdan sonraki paragrafta alıntı yaparken bir karışıklık olmuş. Düzeltiyorum abi. Meşhur kahkahasıyla karşılardı.

Eğer, telefon açılmazsa, ya tiyatro da ya sinemada ya da bir yemektedir.

O zaman kısa bir not iletmek lazım. Arar, muhakkak arar…

Gün boyu bazen dört, beş konuşma olur. Koca sayfada biri uzun ana yazı olmak üzere en az 4 ya da 5 farklı konuda yazılar olur. Tebessümü, sevdiğim laflar derken 10 bin vuruş yazı… Sabah erkenden gelir gazeteleri okumuş, gündemden haberdar olarak bilgisayarının başına otururdu. Hafif bir müzik eşliğinde, ara sıra TV'deki haberlere bakarak yazılarını bitirip en geç 13'te giderdi. Ve gün boyu aklına gelen bir şey varsa arardı.

Ya gündem değişmiş yeni bir şey olmuştur. Ya o anki bilgiyle yazılan yazının içeriği bambaşka bir hal almıştır.

Bezen da bir konu ele alır, neredeyse tam sayfayı kaplardı. Kamuoyunun tartıştığı, günlerce süren bir tartışmayı izler, okur. Sonra da bodoslama dalardı, lafını esirgemeden…

Trafikten spora, gündelik hayattan müziğe, kriminal olaylardan yemeğe ve bazen de siyaset üstüne olurdu.

Bazen diyorum ve onun gibi yazayım: çünki, Siyasal okuyup, Ankara'da siyasetin tam göbeğinde yaşamış ve babası milletvekili olmasına rağmen “Herkes yeterince siyaset yazıp çiziyor. Kavga, gerginlik toplumu çok yoruyor. Ben hayatın kendisiyle ilgiliyim. İnsanlara iyi şeyler de oluyor. Onu göstermek lazım” diyordu.

Eleştirileri çok sertti, o konuda “babam olsa tanımam” diyordu. Bazen dozajı çok sert olurdu. “Abi, çok ağır olmuş” derdim. Bir şey demezdi o an. Bir süre sonra tonu düşür içeriği yumuşatırdı ya da “bırak kalsın” derdi.

Haftalık sohbetlerimiz odasında olurdu. Ya o “bir uğrasana” der, ya da ben giderdim…

Neşeyle karşılardı, “Nasılsın hayatım”la başlayan doyumsuz sohbetler, yazılarıyla ilgili önemli notlar ve ricalarla süren o anlar…

Gazeteyi baştan sona okur, sayfanın en altındaki küçücük bir haber üstüne yazardı. Hepimizi eleştirir, “bu haberin hakkı bu mu” derdi. Yani bizi okura şikayet ederdi…

Yabancı basında çıkan haberlerin çevirisini yapar. Sağlıktan spora, bilimden tarihe kadar birçok konuyu köşesine taşırdı.

Spor ilk göz ağrısıydı; futbol ağırlıklıydı ancak olimpiyatlar oldu mu her şeyi bir yana bırakır. O süre boyunca nasıl coşkuyla yazardı. Saniyelerle kazanılan şampiyonluklar, kaybedişin hüznü, sporcuların hayat hikayeleri…

Unutmadan, televizyonlarda yıllarca yaptığı yorumculuğu, yarışmalarda juri üyeliği, müzik yazarlığı, gurmelik vb. hayatın her alanındaki merakları da cabası…

40'ncı yılına girecek bu gazetenin harcında, temelinde, vizyonunda büyük emeği vardı. Dile kolay; 1990'da açtığı “Hıncal'ın Yeri” köşesini rahatsızlandığı 2022 yılına kadar 32 yıl açık tuttu. Kendi deyimiyle; dükkanı hiç kapamadı.

“Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun…”

diye yüzyıllar ötesinden seslenen Anadolu'nun büyük ozanı Yunus Emre'nin dizeleri, 3 yıl önce bir kasım günü ebediyete uğurladığımız Hıncal Abi'ye son sözümüz olsun:
“Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selam olsun…”

Anısına saygıyla….

MELİH ALTINOK
SABAH'IN UNUTULMAZ BAŞYAZARI

Birkaç yıldır gazeteyi açıp köşeleri okumaya başladığımda öte tarafa göçen yazarlarımız şöyle bir aklımdan geçiyor.

En çok da iki yıl önce kaybettiğimiz başyazarımız Mehmet Barlas.

Mehmet abi bugün yazsa gündemi nasıl süzgeçten geçirirdi, hangi pozisyonu alırdı, neleri gözetirdi diye düşünüyorum.

Hatta kafamda bir Mehmet Barlas şablonu bile var.

Kaba hatlarıyla size de tarif edeyim:

Öncelikle yazıya oturduğunda soğukkanlılığını asla kaybetmezdi. İnce düşünürdü ama duygusallığa kapılmazdı.

Önyargıları olmadığı için kafası da üslubu da berraktı. Uzatmazdı, tadında keserdi.

Tıpkı, kendisinden birkaç hafta önce kaybettiğimiz Engin Ardıç gibi, işin mizahi boyutunu asla atlamazdı. “İyi fıkra üç cümleyi geçmez” diyen Mehmet abiden sonra köşesinde layıkıyla fıkra anlatabilen yazar kaldı mı, siz söyleyin.

Evet, karamsarlığa kapıldığı da görülmemişti; umut verirdi.

“Yalnızca deliler her aklına geleni söyler” der yine de düşündüğünü, inandığını lisanı münasiple yazmaktan geri durmazdı. Centilmenliği elden bırakmaz, asla bel atından vurmazdı.

Olaylara evrensel pencereden de bakmayı ihmal etmezdi.

Klişeleri tekrar etmekten kaçınır, yeni bir fikir ortaya koymaya gayret ederdi.

Bilgisini, deneyimlerini samimiyetle paylaşırdı; kendini övdüğüne ise hiç şahit olmadım. Fikri kavgasında geri adım attığına da zoru görünce yalpaladığına da dost dediklerini sattığına da…

Bu anlattıklarım, gazetecilikte 60 yılı dolu dolu geçirmenin, iz bırakmanın, öldükten sonra bile okurları, meslektaşları tarafından anılmanın, denenmiş ve çalışmış özgün formüllerinden biri aslında. Umarım mesleğe heves eden genç arkadaşlar bu hazinenin farkına varırlar.

Mehmet Barlas'la bu hayatta yollarımız kesiştiği için kendimi şanslı sayıyorum.

HÜLYA ÜNLÜ MAVİGÖZLÜ
ÇÖPTEN MANŞET ÇIKARAN USTA

Şimdi size hayatını mesleğine adamış bir gazeteciyi anlatacağım. Nasıl yapabildiyse önce hem insan hem gazeteci olabilen kıdemli bir muhabiri. Asla yan yana gelmeyecek farklı görüşleri bir kahkahanın etrafında toplayabilen bir arkadaşı… 2023'te gazetede, görevi başında kalp krizinden yitirdiğimiz can dostumuz, yazı işleri müdürümüz Şaban Arslan'ı.

Yıllarca sokaklarda haber peşinde koştuğu, bir vesikalık için bin kapı çaldığı, tek bir kare fotoğraf uğruna alın teri akıttığı için bilirdi muhabirliğin kıymetini. Ona göre muhabir yoksa gazete yoktu. Haber sokaktaydı, haberci de onu bulup mutfağa, yazı işlerinin önüne getirecek yegane kişiydi. O yüzden de yayın yönetmeninden bile çok daha değerliydi muhabirler Şaban için. En başta 'kıdemli bir muhabirdi' demem bundan.

Haber müdürü olduğunda da tek bir kuralı vardı. Muhabir masa başında oturmayacak, sokağa çıkacaktı. Özel habere tutkundu. İyi bir haber yakalandığında keyfine diyecek yoktu. O gün o muhabir onun gözünde kraldı, kraliçeydi. Yazı işlerine geçtiğinde de hiçbir habere kıyamaması bu yüzdendi işte. Aslında sokaktaki muhabirin emeğine kıyamıyordu. 'Bundan bir şey çıkmaz' denilen haberi bile bir yerinden tutmak için çabalardı. Genelde gazetede yer bulamayıp bölge eklerine gelirdi kıyıda köşede kalmış o haberler. Eksik fotoğraf mı var telefona sarılır arardı muhabiri, buldururdu. Eksik soru mu kalmış, sordururdu. Sonra oturur sil baştan yazardı yüreğini koyarak. Çöpe atılan o haberi dört başı mamur etmek için öyle emek verirdi ki, bazen imza sahibi bile tanımazdı ertesi gün gazetenin manşetine çıkan haberini. Emeği emekle ödüllendirmek böyle bir şeydi işte. Tek şartı vardı o yüzden… En ufacık, beş kişinin bile okuyacağı her habere emek vereceksin. Her iyi öğretmen gibi çaktırmadan öğretirdi.

Halden anlayan çok iyi bir dosttu o. Çok mu yorulduk, neşemiz mi kaçtı, “Hep mi çalışacağız yaaaa, haydi 5. kata” der, bizden önce giderdi. Kahveyle, o çok sevdiği kocaman renkli kurabiyenin fotoğrafı gelirdi birazdan telefonumuza. Koşa koşa giderdik kafeteryadaki küçücük molaya. Yemeklerimiz başka alem… İkimiz de muhabirken iki haber arasında, açlığımızı hep ayaküstü, alelacele bir şeyler atıştırarak geçiştirdiğimiz için çok hızlı yemek yerdik. Gazetede öğle yemeğinde “Bugün yavaş yiyeceğiz” diye birbirimize söz verir ama her seferinde masadaki arkadaşlar daha çorbalarını içmeden çoktan bitirirdik yemeği. Arkasına yaslanır “Yine başaramadık” diye basardı kahkahayı.

Yerin ne yapsam dolmuyor arkadaşım. Çok kafam attığında dertleşmek için yine senin numarana gidiyor elim. Yine bazen 5. katın yolunu tutuyorum. Sevdiğin kurabiyeden alıyorum, bir de kahve. Bir yerlerde izliyorsan, ruhun şenlensin diye…

SABAH ailesinin önemli isimleri birer birer ebediyete uğurlandı. Gazetenin güçlü kalemleri Hıncal Uluç, Şaban Arslan, Engin Ardıç ve Mehmet Barlas, ardında iz bırakan bir miras bırakarak hayata veda etti. Ömürleri boyunca hakikati savunurken kalemlerinden taviz vermediler; kimi zaman övgüleriyle kimi zaman da sert eleştirileriyle dik duruşun simgesi oldular. Onların ardından eleştiriler sahipsiz, kelimeler yarım kaldı. […]

DEVAMINI OKU
reklam

YORUM YAP