

Kahvenin kökeni, Afrika'nın Kaffa bölgesine uzanıyor. Efsaneye göre, bir çoban, keçilerinin kırmızı meyveleri yedikten sonra daha hareketli olduklarını fark eder. Bu gözlem, kahvenin keşfine giden yolun ilk adımı sayılıyor. Zamanla Arap Yarımadası'na yayılan kahve, Yemen'e ulaşarak orada da benzer bir etki yaratıyor. Yıllar sonra Yemen Valisi Özdemir Paşa, kahveyi İstanbul'a getirerek bu lezzetin hikayesini yeni bir yön kazandırıyor.
TÜRK KAHVESİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Osmanlı döneminde kahve, çekirdeklerin ince bir şekilde öğütülmesi ve cezvede yavaş pişirilmesiyle kendine özgü bir tat kazanıyor. Bu özel pişirme yöntemi sonucunda kahve, “Türk kahvesi” olarak anılmaya başlıyor. 1554 yılında İstanbul'da ilk kahvehaneler açılınca, kahve sadece bir içecek olmaktan çıkarak, sohbetler edildiği, şiirlerin okunduğu ve fikirlerin paylaşıldığı sosyal alanlara dönüşüyor.
SARAYDAN AVRUPA'YA GİDEN KAHVE KÜLTÜRÜ
Türk kahvesi, Osmanlı saraylarında özel törenlerle sunuluyor ve yabancı elçilere ikram ediliyor. Bu gelenek sayesinde kahve kültürü yavaş yavaş Avrupa'ya taşınıyor ve kıtanın dört bir yanında yaygınlaşıyor. Bir fincan kahve, misafirperverliğin, kız isteme merasimlerinin ve dostlukların sembolü haline gelerek “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözünü doğuruyor.
Türk kahvesi kültürü, 2013 yılında UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras olarak kabul ediliyor. Bu sayede, Türk kahvesi sadece bir gelenek değil, aynı zamanda tüm dünya çapında tanınan bir kültürel değer olarak onaylanmış oluyor.



