reklam
reklam
DOLAR43,6291% 0.18
EURO51,5197% 0.18
STERLIN59,2107% 0.2
FRANG56,2017% 0.41
ALTIN6.762,79% 0,45
BITCOIN64.913,05-9.002
reklam

Uzman İsimden Kritik Uyarı: Türkiye'de Her 35-40 Sene Aralığında Meydana Geliyor

Yayınlanma Tarihi : Google News
Uzman İsimden Kritik Uyarı: Türkiye'de Her 35-40 Sene Aralığında Meydana Geliyor
reklam

Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu vurgulayan ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Bekler, toplumun depremlere karşı hazırlıklı olması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Bekler, yer bilimcilerin depremleri daha sağlıklı analiz edebilmesi için çalışmalarına daha fazla imkan verilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, depremin olumsuz etkilerinden korunmak için toplumun ve ülkenin ekonomik ve yapısal bütünlüğünün sağlanması gerektiğini ifade etti.

“Türkiye'nin Her Bölgesi Yıkıcı Depremlerden Etkileniyor”

Türkiye'de düzenli aralıklarla yıkıcı depremler meydana geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Bekler, “Türkiye'nin genel deprem haritasına baktığımızda, ülkenin her bölgesine gidildiğinde ana fay zonları üzerinde yıkıcı depremlerin meydana geldiği görülmektedir. Son olarak Kahramanmaraş depremleri, daha önceki İzmir ve Van depremleri, Kuzey Anadolu fay zonu gibi yıkıcı depremler söz konusu. Türkiye'de ortalama her 10-15 yılda bir 6.5 ve üzeri bir deprem yaşayabiliyoruz. Bu fayların ne kadar aktif ve ne kadar üretken depremler ürettiği gözlemlenmektedir. Türkiye'de 7 ve üzerindeki depremler, neredeyse her 35-40 yılda bir, çeşitli tektonik bölgelerde meydana gelmektedir.” şeklinde ifade etti.

“Yer Bilimcilere İmkan Sağlanması Halinde Daha Sağlıklı Deprem Analizleri Ortaya Çıkıyor”

Prof. Dr. Bekler, gözlem ve analiz çalışmalarında yer bilimcilerin daha fazla imkan elde etmesi gerektiğini belirterek, “Ne kadar fazla gözlem yapabilirsek, bir bölgedeki deprem yoğunluğu, yani depremsellik, o bölgenin deprem tehlikesini daha iyi tanımlamamıza yardımcı oluyor. Hastalıklarda olduğu gibi, deprem gözlemlerinde de ihtiyaç duyulan veriler ne kadar fazla olursa, teşhis ve tedavi imkanı da o kadar artmaktadır. Bu nedenle, sismolojik alanlarda çalışan bilim insanlarının, deprem gözlem istasyonlarının sayısını artırması büyük önem taşımaktadır.” dedi.

“Depremden Etkilenmemek İçin Birlik Olmak Gerekiyor”

Deprem risklerinden korunmak için toplumsal bir hareketlenme gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Bekler, “Depremin tedavisiyer bilimcilerin kontrolünde değil. Yerin üstünde deprem kuvvetlerine karşı mukavemetli yapılar inşa edebilecek mühendislik disiplinlerinin de desteklenmesi gerekiyor. Bu süreç; yasalar, yönetmelikler ve toplumsal katkıların birleşiminden oluşan disiplinler arası bir işbirliği gerektiriyor. Ülkemizde AFAD, Kandilli Rasathanesi ve üniversiteler tarafından yürütülen depremsellik gözlemi çalışmalarının iyileştirilmesi, hem ekonomik hem de bilimsel açıdan büyük öneme sahip.” şeklinde konuştu.

“Depremden Korunmak İçin Üç Ayaklı Bir Sistem Mevcuttur”

Prof. Dr. Bekler, depremlerden olumsuz etkilenmemek için üç aşamalı bir sistem olduğunu belirtirken şu şekilde devam etti: “İlk olarak, yer bilimcilerin oluşturduğu sistemin ayakta kalması için gerekli unsurların sağlanması gerekmektedir. İkincisi, yapılacak çalışmaların yönetmeliklere uygun ve teknik anlamda sağlıklı yürütülmesini sağlamak için önlemler alınmalıdır. Üçüncü aşamada ise, yapıyı alacak bireylerin, sağlıklarına dikkat ederek bu hizmetten faydalanmaları gerekmektedir. Bu tür bir işbirliği, depreme dayanıklı yapılaşmanın temelini oluşturur.” şeklinde sözlerini tamamladı.

reklam

YORUM YAP