reklam
reklam
DOLAR44,9265% 0.1
EURO52,7810% -0.04
STERLIN60,7515% 0.03
FRANG57,6202% 0.22
ALTIN6.877,38% 0,97
BITCOIN77.977,992.917
reklam

Söylüyorlar ama biz duymuyoruz

Yayınlanma Tarihi : Google News
Söylüyorlar ama biz duymuyoruz
reklam

Geçen hafta önce Şanlıurfa sonra da Kahramanmaraş’ta okullarda silahlı saldırılar gerçekleştiren biri 16 diğeri 14 yaşındaki iki ergen hangi ruh haliyle hareket ediyordu? ABD’de okul saldırganları üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen araştırmacı ve psikolog Peter Langman, saldırgan gençlerin psikolojik profillerini inceleyerek bu olayların arkasında yatan nedenleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bu kapsamda pek çok akademik yayını bulunan Langman, okul saldırganlarının günlüklerini, mektuplarını ve adli raporlarını titizlikle inceliyor. Toplum sosyolojisi üzerine çalışmalar yürüten İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt, Peter Langman’ın saldırganlara ilişkin yaptığı araştırmaları şöyle analiz ediyor:

ÜÇ KATEGORİ

“Langman, saldırganları üç kategoriye ayırıyor. Her biri farklı bir iç dünyanın fotoğrafı. Birinci sırada ‘psikopatlar’ var. Onu ‘psikotikler’ ve ‘travmatize olmuşlar’ takip ediyor. Psikopati, psikoz ya da travma tek başına saldırıyı açıklamıyor. Langman bunu açıkça söylüyor. Bu özelliklere sahip insanların büyük çoğunluğu hiç kimseyi öldürmez. Saldırı çok etkenli bir olay. İçsel yapı ve toplumsal tetikleyici önemli. Diğer yandan tetikleyiciler listesi oldukça tanıdık. Bunlar, akademik başarısızlık, disiplin sorunları, romantik reddedilme, hukuki sorunlar, akranlarla çatışma, gelecek algısının çökmesi ve sıradan ergenlik krizleri olarak sıralanabilir. Ancak psikopatik, psikotik ya da travmatize bir zihin, sıradan bir başarısızlığı kozmik bir adaletsizliğe dönüştürebiliyor. Diğerlerinin atlattığı durumlar, bu zihinlerde farklı yankılanır.

ÖNCEDEN SÖYLÜYORLAR

Bu saldırıların önlenmesi noktasında Langman’ın kritik bir tezi var; o da ceza vermenin saldırıyı önlemediği. Uzaklaştırma ve okuldan atma tehlikeyi ortadan kaldırmıyor. Aksine, öfkeyi ve reddedilme hissini büyütebiliyor. Nitekim bunu Şanlıurfa saldırısında görebiliyoruz. Peki bu çocuklar saldırı öncesi ne gibi işaretler veriyor? Mesela okul krokisini çizmek, hedef listesi oluşturmak, silah edinmek, prova yapmak gibi davranışlar sergileyebiliyorlar. Bir de ‘sızıntı’ diye tanımlayabileceğimiz kritik davranışları var. Saldırganlar çoğunlukla ne yapacağını önceden birilerine söylüyor. Ancak saldırganı kızdırmaktan ve olaya dahil olmaktan duyulan korku bu uyarı sinyallerini anlamanın önüne geçiyor. Diğer yandan insanlar hatalı muhakeme de yapabiliyor. Örneğin, “Şaka yaptı, aylardır söylüyor zaten, gerçekten yapacak olsa söylemezdi” diyebiliyorlar. Ancak saldırganların büyük bir kısmı gerçekleştirecekleri eylemleri önceden söylüyor. Ama biz duymuyoruz.”

ÖNLEMEK DİKKAT İSTER

Prof. Dr. Veysel Bozkurt, “Üç tipoloji önemli ama tek başına açıklayıcı değil. Bu tiplere sahip milyonlarca insan var, çok azı öldürüyor” diyor ve ekliyor: “Saldırganlar aslında izole değil. Çoğu önceden konuşuyor, paylaşıyor, ima ediyor. Demek ki sorun sadece ‘yalnız kurt’ değil. Sorun çevrenin sinyalleri işleyememesi, kolektif inkâr ve raporlama altyapısının çalışmaması. Bu bir bireysel psikoloji sorunu kadar bir kolektif dikkat sorunu. Özetle Langman’ın çerçevesi bize şunu söylüyor: Okul saldırganlığı çok etkenli bir olgu. Bireysel patoloji toplumsal tetikleyicilerle; yani akademik, romantik, ailevi, başarısızlık gibi durumlarla buluştuğunda, çevre sızıntı sinyallerini göremediğinde ve kurumlar ceza merkezli düşündüğünde saldırı olasılığı büyür. Önleme mümkündür ama disiplin değil, dikkat ister.”

reklam

YORUM YAP